"Bazı ömürler zamana sığmaz; bir adanmışlık yemini, bir hilalin gölgesinde devleşir. Selim Tanrıverdi’nin hikayesi, işte o devleşen ruhun destanıdır."
YÜREĞİ ANKARA TOPRAĞINDAN
Ankara’nın çetin coğrafyasında, Haymana ilçesinde yeşermiş bir fidan, Selim Tanrıverdi. Yıl 1980’i gösterdiğinde, henüz hayatının baharındaydı; 24 yaşındaydı. O, sadece bir genç değil, ideallerinin peşinden koşan, ülkesine olan inancını ilmik ilmik işleyen bir ÖĞRENCİ'ydi. Gençliğini Ankara’nın karmaşık sokaklarında, Türközü semtinde, Hasan Ali Yücel Caddesi’ndeki evinde, bir dava eri olarak yaşadı. O evin duvarları, kuru bir mesken değil, inancın ve adanmışlığın sarsılmaz kalesiydi.
10 EYLÜL 1980: VURULAN YEMİN
Takvimler 10 Eylül 1980 tarihini gösterdiğinde, Ankara’nın üstüne çöken siyasi gerilim, en acımasız yüzünü göstermek üzereydi. O gece, Selim Tanrıverdi, ruh ikizi ve yol arkadaşı Sıddık Gülbek ile beraber, o kutsal saydığı evin içinde bir aradaydı. İki ülküdaş, karanlık dehlizlerde yürüyen ülkülerinin ışığını canlı tutmaya çalışıyordu.
İHANETİN GİYDİĞİ CÜBBE
Ancak o gece, düşman, en sinsi planını devreye soktu. İnsanlığın ve mertliğin yüz karası bir hileyle; devrimci solcu-komünist militanlar, güvenliğin timsali olması gereken POLİS kılığına bürünerek evin kapısına dayandı. Bu, sadece bir saldırı değil, hukuka, güvene ve kardeşliğe yapılmış alçakça bir darbeydi.
SON NEFES VE DESTANSI DİRENİŞ
O an, Hasan Ali Yücel Caddesi, bir kahramanlık meydanına dönüştü. Kapı zorla açıldığında, Selim Tanrıverdi ve Sıddık Gülbek, kendilerini bir anda kurşun yağmurunun tam ortasında buldular. Düşman, yüzünü gizleyerek, sayıyı ve silahı üstün tutarak gelmişti. Ancak Selim Tanrıverdi’nin duruşu, genç yaşına rağmen, çelik gibiydi. Geri çekilmek yerine, inancını ve ülküdaşını siper eden bir yiğitlik sergiledi. Hain kurşunlar, karanlık bir gölge gibi gelip, 24 yaşındaki bu adanmış ruhu buldu. O kararlı ve onurlu duruşun bedeli, şehadet oldu. Katiller, amaçlarına ulaşarak, Selim Tanrıverdi’yi ve Sıddık Gülbek’i aynı anda vurarak susturdular.
BİTMEYEN YOLCULUK
Ankara’nın orta yerinde düşen bu iki yiğit, geride hiçbir zaman silinmeyecek bir fedakarlık mirası bıraktı. Selim Tanrıverdi’nin cenazesi, doğduğu toprakların şefkatli kollarına emanet edilmek üzere, memleketine uğurlandı. O, Ankara’da yükselen davasının sembolü olarak şehit oldu; ancak son uykusunu, Haymana’nın bağrında, ait olduğu toprağın huzurunda uyumaya başladı.
"Selim Tanrıverdi, 10 Eylül 1980’de düştüğü yerde, sadece bir can vermedi; bir neslin, ne pahasına olursa olsun inancından vazgeçmeyeceğine dair sarsılmaz bir ahit bıraktı."