"Karanlık, sadece geceyi değil, bir dönemi de kuşatmıştı. Fakat kahramanlar, o karanlığa ışık tutan son nefesleriyle anılırlar."
YÜREĞİNDEKİ MİLLİYETÇİLİK ATEŞİ
O, sadece Hatay’ın bereketli topraklarında doğmuş bir evlat değildi; O, aziz davasının çelikleşmiş timsaliydi. Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Ertuğrul Nazlı. Adı, sadakatin, duruşun ve boyun eğmezliğin sembolü olarak tarihe kazındı. Onun kimliği, makamıyla değil, inancıyla belirlenmişti; mesleği işçilikti, davası ise ülkesinin geleceği.
OCAĞINDAKİ MİRAS VE ADANMIŞLIK
Ertuğrul Nazlı, İskenderun’un ağır sanayiinin kalbi olan İsdemir’de, alın teriyle rızkını kazanan bir emekçiydi. Ekmek teknesinde çalışırken dahi, zihninde sadece ailesinin değil, milletinin de geleceği vardı. O, sadece bir işçi değildi; o, evli bir baba, iki çocuğunun yarınlara güvenle bakması için mücadele eden bir koca ve aynı zamanda bir idealistti. Ailesi, onun bu topraklar üzerindeki en değerli mirasıydı; davası ise bu mirası korumak için üzerine yürüdüğü ateş çemberi.
17 NİSAN 1980: VAKUR ÇAĞRI
Takvimler, ihanetin kol gezdiği o meşum günü, 17 Nisan 1980’i gösteriyordu. Hatay-İskenderun, karanlık bir gölgenin altında inliyordu. O gece, tehlikenin gölgesi Sarı Mazı Mahallesi’ndeki yuvasının kapısına vurdu. Geç saatlerdi; Ertuğrul Nazlı, ailesinin sıcaklığından, dışarıdaki soğuk ve ölümcül bir çağrıya yanıt vermek üzere evinden ayrıldı. O, çağrılan yere, bekleyen tehlikeyi sezinleyerek dahi bir kahramanın vakurluğuyla yürüdü. Bilinçli bir tercihti bu; korkakça saklanmak yerine, üzerine düşeni yapmak.
ATEŞ ÇEMBERİ VE SON NEFESİN YOLCULUĞU
Fakat bu, onurlu bir karşılaşma değil, alçakça kurulmuş bir pusu idi. İki komünist militan, vicdanlarını kirlettikleri silahlarıyla pusuya yattılar. Ertuğrul Nazlı, kelimelerle değil, kurşunlarla karşılandı. Hain bir yaylım ateşine maruz kaldı. Aldığı ağır yaralarla yere yığıldı, ancak davasının onuru dimdik ayaktaydı.
Ülküdaşımız, canının son damlaları akarken dahi, inancından zerre taviz vermedi. Ağır yaralı halde hemen hastaneye yetiştirilmek üzere yola çıkarıldı. Ancak onun ruhu, bedenden önce, yüce makamına ulaşmak için acele ediyordu. İskenderun sokaklarında, hastaneye ulaşan yolda, fedakarlığının en derin izini bırakarak şehadet mertebesine erişti. Ertuğrul Nazlı, sadece 40 yıl öncesinin çatışma ortamında düşen biri değil, inancını canıyla ödeyen, destanı yolda yazılan bir erdi.
"Şehadeti, 17 Nisan 1980’de tarihe sadece bir ölüm değil, ülkü uğruna verilen onurlu bir yemin olarak mühürlenmiştir."