"Bazı hayatlar kısa sürer, ama yankıları yüzyıllık bir destan olur."
KİMLİĞİ VE İDEALLERİN YOLU
O, henüz hayatının baharında, yola düşmüş bir idealistti. Adı, Sıddık Gülbek’ti. Memleketinin bereketli toprakları, Çorum’un Uğurludağ İlçesi, Dutpınar Köyü’nde yeşeren bir fidandı. Ancak kaderi, onu 18 yaşında, fırtınaların hüküm sürdüğü Ankara’ya savurmuştu. O, sadece bir genç değil; ailesine destek olmak için alın terini akıtan, Ortaokul sıralarını aksatmayan bir öğrenciydi. Yaz aylarında seyyar satıcılık yaparak, omuzlarındaki yükün farkında olan, küçük bir yiğitti.
ADANMIŞLIĞIN ATEŞİ
Sıddık Gülbek, sadece okuyup çalışmakla yetinmedi. Ülkesi üzerindeki kara bulutları dağıtma inancıyla, ÜYD (Ülkü Yolu Derneği) Türközü şubesinin faaliyetlerine katılarak, varlığını bir davanın ateşiyle yoğurdu. Onun İncesu’daki mütevazı ikameti, yalnızca dört duvar değildi; hak bildiği yolda kararlılıkla yürüdüğü, geleceğe umut taşıdığı bir karargâh gibiydi. O, içinde bulunduğu karanlık çağda, dürüstlüğün ve cesaretin timsali olmayı seçmişti.
10 EYLÜL 1980: SON MİSAFİRLİK
Takvimler, 10 Eylül 1980 Çarşamba gününü gösteriyordu. Tarihin, milletin hafızasına kanla yazılacağı o uğursuz günden sadece iki gün önceydi. Sıddık, Ankara’nın Türközü semtinde, Hasan Ali Yücel Caddesi üzerindeki bir evde, babasının kadim dostu olan Selim Tanrıverdi’nin misafiriydi. Misafirlik, Türk töresinin en kutsal sığınağıdır; ancak o gece, bu kutsal sığınak, alçakça bir tuzağın hedefi oldu.
İHANETİN GÖLGESİ
Karanlık, hainlerin yüzlerini saklamak için kullandıkları bir maskeydi. Ev, polis kılığına bürünmüş devrimci solcu-komünist militanlar tarafından basıldı. Onlar, düzenin temsilcisi kisvesi altında gelmiş, ancak kalpleri kinle dolu katillerdi. Bu alçakça baskın, silahsız ve savunmasız insanların bulunduğu masum bir haneye karşı yapılmıştı.
KAHRAMANLIK VE ŞEHADET ANITI
Gözü dönmüş militanlar, eve girer girmez hiçbir uyarıda bulunmadan kurşun yağmuruna başladılar. Sıddık Gülbek, 18 yaşının tüm saflığı ve vatan aşkıyla, bu ihanetin karşısında dimdik durdu. O, inandığı değerler uğruna verilen mücadelenin son anında, dostu Selim Tanrıverdi ile birlikte, hain kurşunların hedefi oldu. Bu saldırı, sadece iki cana değil, o dönemin tüm umutlarına sıkılmış bir kurşundu.
Sıddık Gülbek’in hayatı, Ankara’nın soğuk caddelerinde, zulmün ve şiddetin ortasında, bir anda sona erdi. O, genç yaşında, bir ideal uğruna canını feda eden, adını tarihin şeref defterine yazdıran bir şehitlik nişanesi olarak yükseldi.
Cenazesi, hayatının baharında koptuğu o topraklara, Çorum’daki memleketine, bir kahramanlık destanı fısıldayarak, sonsuzluğa uğurlandı.
"Onun 18 yıllık kısa ömrü, bir milletin vicdanında sonsuzluğa uzanan bir yemin olarak mühürlenmiştir."