"Bazı isimler sadece kaydedilmez; tarihin karanlık dehlizlerinde yanıp sönmeyen birer meşale olarak anılırlar."
ADI VE YÜKSEK MAKAMI
O, adını sadece toprağın altına değil, milletinin vicdanına da kazıyan Kemal Öztürk’tü. Hayatı boyunca taşıdığı değerlerin ve ülkülerinin bedelini en yüce mertebe ile ödedi: ÜLKÜCÜ ŞEHİT. Bu unvan, sıradan bir kimlik bilgisi değil, milletine olan adanmışlığın mühürlenmiş nişanıydı.
DESTANIN BAŞLANGICI VE KÖKLERİ
Doğduğu yerin coğrafi sınırları kayıtlarda belirgin olmayabilir; ancak bilinir ki, O’nun kökleri bu milletin kahramanlık destanının yazıldığı her toprağa uzanmaktaydı. Nerede nefes almış olursa olsun, hangi yuvadan çıkmış olursa olsun, Kemal Öztürk'ün hayatı, gençlik ateşiyle tutuşmuş bir ideal uğruna adanmıştı. O’nun mesleği, bir diplomaya sığmayacak kadar büyüktü: Vatanın sessiz bekçiliği, milli ruhun sarsılmaz neferi. O, ne iş yapıyor olursa olsun, asıl vazifesi, millete hizmet etmekti.
KARANLIĞIN KALBİNDE: ORDU’DAKİ SON DİRENİŞ
Takvimler, ülkenin en çetin imtihanlarından geçtiği dönemi, 1980 yılını gösteriyordu. Ordu şehri, sadece Karadeniz’in incisi değil, aynı zamanda idealler mücadelesinin acımasız bir sahnesiydi. Kemal Öztürk’ün ayak bastığı Ordu, artık sadece bir kent değil, onun son destanını yazacağı, kanıyla sulayacağı kutsal bir nöbet yeriydi. O, bu karmaşanın ortasında, inancından zerre taviz vermeden duran o sarsılmaz iradeyi temsil ediyordu.
O KARAR ANININ BİLİNMEYEN GÜCÜ
Kahramanlığın en yüce ânı, genellikle kayıtlara geçmeyen o son kararda gizlidir. Olay Günü’nün detayları, nasıl bir cendereden geçtiği, hangi zalim yüzlerle karşılaştığı bilinmez. Fakat bu bilinmezlik, Kemal Öztürk’ün fedakârlığının yüceliğini daha da artırır. O, geriye dönmeyi seçebilecekken, bilmediği tehlikeye doğru attığı o son adımdı. O, aydınlığın sönmemesi için ateş çemberine gönüllüce yürüyen ruhun ta kendisiydi.
O gün, Ordu sokaklarında bir yiğit, vicdanının sesinden başka hiçbir sesi dinlemedi. Nasıl düştüğü, nasıl karşı koyduğu belki de ebediyen sır olarak kalacaktır; ama kesin olan tek şey, Kemal Öztürk’ün, adanmışlık yemininin gereğini son nefesine kadar yerine getirdiğiydi.
SONSUZLUĞA YÜRÜYÜŞ: 10 EYLÜL 1980
O destansı gün, 10 EYLÜL 1980’di. Ordu, o gün sadece bir evladını yitirmedi; bir sancağını şehadetle taçlandırdı. Kemal Öztürk, inandığı değerler uğruna düşerken, ismini tarihin silinmez sayfalarına altın harflerle yazdırdı. O, bedeni fani olsa da, bıraktığı emanet ve yüreklere ektiği cesaret tohumu sonsuza dek yaşamaya devam edecektir.
"Bazı ölümler bir vedadır; bazı ölümler ise, arda kalanlara yazılmış, bitmeyen bir emirdir."