"Vatan sevgisi coğrafyayı tanımaz; en uzağa dikilen bir bayrak misali, Recep Ayna kendi toprağından kalkıp mücadelenin en yakıcı noktasına yürüdü."
I. OSMANİYE'DEN KIBRIS'A TAŞINAN YÜREK
1934 senesinde, bereketli Torosların eteklerinde, Osmaniye’nin Orhaniye Köyü’nde dünyaya geldi. Adı Recep Ayna’ydı. Kaderi, toprağa bağlı, sade ve vakur bir hayat çizmişti ona. Mesleği, ellerini nasırlandıran, ruhunu sabırla dolduran çiftçilikti. Evliydi ve ardında, nefesiyle hayat verdiği beş evladı vardı. O, sadece ailesinin direği değil, aynı zamanda milletinin sessiz, onurlu bir ferdiydi.
Yıllar aktı, Türkiye’de ve dünyanın her köşesinde çetin rüzgârlar eserken, Recep Ayna’nın gönlünde taşıdığı dava ateşi onu daha büyük bir göreve çağırdı. 1973’te, binlerce kilometre ötedeki bir adanın, Kuzey Kıbrıs’ın zorlu coğrafyasına göç etme kararını aldı. Limasol’da, yabancı topraklarda dahi, çiftçilikle meşgul oldu; ancak yüreği, sadece tarlaya değil, ülkücü mücadelenin saflarına ekilmişti. Orada, yeğeni Refik Ayna ile omuz omuza, kutlu bir davanın neferi oldu.
II. LİMASOL’DAKİ SON DURUŞ
Recep Ayna, Kıbrıs’ın çetin günlerinde, inandığı değerler uğruna fedakarlığın en büyüğüne hazırdı. Beş çocuğun babası, toprağın sadık evladı, mücadelenin sarsılmaz neferi. Limasol, onun için sadece bir yerleşim yeri değil, davasının son karargâhıydı.
Takvim yaprakları, geride büyük bir boşluk bırakacak o karanlık günü, 10 Eylül 1978’i işaret ettiğinde, 44 yıllık ömrünün son adımlarını atıyordu. O gün, sadece bir çiftçi değil, davasının bayrağını en ön safta taşıyan bir kahramandı.
III. KADERİN PUSUSUNA KARARLILIKLA YÜRÜYÜŞ
Olay Günü’ne dair detaylar, tarihin sisli perdesinde gizli kalmıştır; kalleşliğin ve pusunun karanlığı, o kahramanlık anının aydınlığını örtmeye yetmemiştir. Biliyoruz ki, o mübarek gün, Ülküdaşımız Recep Ayna ve yeğeni Refik Ayna, alçakça bir pusuya düşürüldüler.
Onlar geri dönmeyi düşünmediler. Silahlar patladığında, göğüslerini siper ettiler. Onların son nefesleri, nasıl direndiklerini, hangi son sözleri söylediklerini bize fısıldamaz; çünkü bu eksik bilgi, onların fedakarlığının en büyük nişanesidir: Onlar, sonuç ne olursa olsun, davalarından dönmeyen birer şehadet timsaliydi. Kurşunlanmak suretiyle, inandıkları uğruna, Limasol’un o çetin toprağında şehadet mertebesine ulaştılar.
IV. EBEDİYET YOLCULUĞU VE HATIRA
Bir çiftçi, bir baba, bir ülkücü... Recep Ayna, davasının bedelini ödemişti. Göç ettiği topraklardan, şehadetinin ağırlığıyla, doğduğu topraklara geri döndü. O, bir mektup gibi, geride kalan ailesine ve milletine bir yemin bırakarak memleketine yollandı.
Cenazesi, yıllar önce ayrıldığı Orhaniye Köyü’nün kucaklayan toprağına, ebedi istirahatgâhına tevdi edildi. Ruhu Kıbrıs’ta, bedeni Osmaniye’de huzur buldu. O, vatan sevgisinin sınırları aşan, coğrafyalara sığmayan, destansı bir örneği olarak tarihe adını yazdırdı.
"Bazen bir insanın hayatı, doğduğu köyden çok daha büyük bir ülkeye sığar. O, yurdun en uzağında, Limasol’da yanan fedakarlık meşalesiydi ve ateşi, asla sönmeyecektir."