"Bazı hayatlar, taşınan davanın ağırlığıyla ölçülür; yıllarla değil, adanmışlığın destanıyla."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YOLCULUĞU
1960 yılında, Anadolu’nun yiğit toprağı Osmaniye’nin Orhaniye Köyünde, geleceğe dair büyük bir umutla gözlerini açtı Refik Ayna. Kökleri köyünün bereketli topraklarına sağlam basarken, ruhu daha o yaşlarda davasının rüzgarını hissetmeye başlamıştı. İlk tahsilini doğduğu yerde tamamladıktan sonra, kader onu daha zorlu ve kutsal bir coğrafyaya, Kıbrıs’a çağırdı.
Orhaniye’deki yuvasından ayrılarak, önce ortaokulun ikinci sınıfına dek Hemite’de okudu, ardından amcasının yanına, Limasol’a doğru yola çıktı. Bu yolculuk, sadece bir eğitim macerası değil, milli bir göreve doğru atılan cesur bir adımdı. Kıbrıs’ta, Paşa Ortaokulunda eğitimini tamamlarken, sadece ders kitaplarını değil, vatanseverliğin çelikten yeminini de okudu.
ADANMIŞLIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ
Refik Ayna, genç yaşına rağmen sığ sularda yüzmeyi reddetti. Kıbrıs’ın o kritik günlerinde, davasının bayrağını Türk Ocağında bir görev alarak yükseltti. O artık, sadece bir öğrenci değil, Kıbrıs Türklüğünün onuru için nöbet tutan bir ülküdaştı. Limasol’un zorlu ortamında, amcası Recep Ayna ile omuz omuza durarak, tehditlere karşı kararlılıkla direndi. Onların duruşu, sadece bir aile bağının ötesinde, kutsal bir davaya olan bağlılığın sarsılmaz kalesiydi. Onlar, doğru bildikleri yolda yürüdükleri için hedef haline gelmişlerdi.
LİMASOL’DAKİ SON VAZİFE
Tarih 10 Eylül 1978’i gösterdiğinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Limasol’u, bu genç kahramanın son yürüdüğü yer oldu. O günün karanlığı, Refik Ayna ve ülküdaşı amcası Recep Ayna için haince bir tuzak hazırlamıştı. Olay Günü’nün dehşetine dair detaylar, tarihin sisli sayfalarında gizli kalsa da, onların gösterdiği cesaret daima parlayacaktır.
Ne bir geri çekilme anı ne de bir tereddüt kaydedilmiştir. Onlar, pusuya düşürüldüler; mertliğin karşısına sinsi bir kalleşlikle çıktılar. O anlarda ne düşündüklerini, son nefeslerinde hangi yemini fısıldadıklarını bilemiyoruz, ancak bilinmelidir ki; Refik Ayna, inancının bedelini canıyla ödemekten çekinmedi. Kurşunlar hedefine ulaşırken, Refik Ayna’nın kısa ömrü, Kıbrıs davasının destanına eklendi. Henüz 18 yaşında, duruşuyla ebediyete yükseldi.
ZAMANSIZ VEDA VE DESTAN
Limassol’da düşen bu yiğit, geride sadece acı değil, sönmeyecek bir meşale bıraktı. Kutsal görevini tamamlamış, şehadet mertebesine ulaşmıştı. Ardından, en büyük arzusunu gerçekleştirecek şekilde, cenazesi doğduğu topraklara, Osmaniye’nin Orhaniye Köyüne getirildi.
O, bedeni Anadolu’ya, ruhu ise Kıbrıs’ın bağımsızlık mücadelesine gömülen genç bir devdi. Refik Ayna, adını tarihe sadece bir tarihle değil, bir duruşla, bir fedakarlıkla yazdı. O, ülkü uğruna 18 yaşında ölümsüzleşen, gönüllerde yaşamaya devam eden bir destandır.
"Bir yiğidin yurduna dönüşü, sadece toprağa kavuşması değildir; davasının semaya yükselerek, bayraklaşmasıdır."