"Bazı insanlar sadece yaşamaz; onlar, vatanın sınırlarına canlarıyla bir imza atar. Mehmet Şeyhanlıoğlu’nun yürüyüşü, o imzanın destanıdır."
KİMLİĞİ VE BİR YEMİNİN FİDANI
Şanlıurfa toprağının sadık ve çelikten iradeli evladı, Ülkücü Mehmet Şeyhanlıoğlu... O, sadece bir isim değildi; o, idealizmin ve adanmışlığın somutlaşmış haliydi. Doğduğu şehir olan Şanlıurfa’da ilk, orta ve lise eğitimini tamamladı; zihnini ülkülerinin ışığıyla, yüreğini vatan sevgisiyle donattı. Onun yaşam yolu, kuru bir kâğıt üzerindeki biyografi değil, genç bir yiğidin yeminine sadık kalışının hikayesiydi.
ŞANLIURFA’NIN EMEK VE VEFÂ YÜZÜ
O, sadece fikir işçisi değil, aynı zamanda emeğin ve üretimin de neferiydi. Şanlıurfa Ziraai Aletler Fabrikasında alın teri döken bir vatanperver olarak, sadece sözle değil, eliyle de memleketine hizmet ediyordu. Bağlarbaşı mahallesinde kurduğu yuvasında, henüz hayatının baharında, geleceğe dair en güzel hayalleri kuruyordu. Nişanlıydı... Önünde onu bekleyen, kurulu bir düzen, vaat edilmiş bir mutluluk vardı. Ancak kaderin kalemi, onun için bu dünyevi mutluluktan daha yüce, daha ebedi bir son yazmıştı.
O KARANLIK GÜN VE SON ADIM
Takvimler 1980 yılının Eylül ayını gösteriyordu. Ülke, karanlık ellerin kargaşasıyla sarsılırken, Mehmet Şeyhanlıoğlu, her zamanki gibi işini bitirmiş, yuvasına, nişanlısına doğru yürüyordu. Öğleden sonra saat 16.40 sıralarıydı. Gün henüz tam batmamış, aydınlık yerini alacakaranlığa bırakmamıştı.
Evine sadece 200 metrelik kısa bir mesafe kalmıştı. Bu 200 metre, onun için huzura atılacak son adımlar, kurşunlara rağmen onura atılacak ilk adımlar olacaktı.
PUSUNUN ZULMÜ
Korkaklık ve hainlik, onu evinin eşiğinde bekliyordu. Devrimci solcu-komünist katiller, bir ülkücünün dürüstlüğü ve mertliği karşısında acze düşerek, en alçak yöntemi seçmişlerdi: Pusu. Gözleri kapalı, vicdanları mühürlü bu hainler, savunmasız bir anında, Mehmet Şeyhanlıoğlu’nu kurşun yağmuruna tuttular. Onun bedeni yara aldı; ama çelikten iradesi ve imanı asla yıkılmadı.
EBEDİYE YOLCULUK VE EĞİLMEYEN ONUR
Ağır yaralıydı. Kanının her damlası, inandığı değerler için akıyordu. İlk müdahale Şanlıurfa’da yapıldı, yaşam mücadelesi hemen başladı. İki koca gün boyunca, yoğun bakımın o soğuk demirleri arasında hayata tutunmaya çalıştı. Bu iki gün, onun ruhundaki direncin, vazgeçmeyişin destanıydı.
Şanlıurfa’da çare bulunamayınca, onu kurtarmak için son umutla Gaziantep’e doğru yola çıkıldı. Ancak omuzlarında taşıdığı yük ağırdı, yaraları derin... O, artık bu dünyada kalamazdı; onu bekleyen başka bir makam vardı.
Mehmet Şeyhanlıoğlu, 09 Eylül 1980 tarihinde, tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak şehadet şerbetini içti. Nişanlısına, yuvasına ve hayallerine kavuşamadı; ancak kendisinden sonra gelen nesillerin kalbinde, ismi ebedi bir kahramanlık destanı olarak mühürlendi.
"Bazı yollar kısadır; bir evden diğerine giderken biter. Bazı yollar ise sonsuzdur; 200 metreden başlayıp, bir milletin kalbine ve tarihin en parlak sayfasına uzanır."