"Bazı hayatlar, sadece yaşanmak için değil, inanç uğruna bir bayrak gibi dalgalanmak için vardır."
HÜRRİYETİN TARSUSLU MİMARI: KİMLİĞİ VE SÖZÜ
Adı, geleceğe adanmış bir yeminin fısıltısıydı: AHMET YAŞAR ELBEK. Mersin’in kadim topraklarında, Tarsus’ta doğmuş, ruhunu ve davasını bu coğrafyaya mühürlemişti. O, sadece bir vatandaş değil, bir Türk Milliyetçisi, kutlu davanın tavizsiz bir Ülkücüsüydü. Onun kimliği, rahatlık arayanların gölgesinde kalmamış, ülkü denen çetin yolun kendisi olmuştu.
ADANMIŞ BİR ÖMRÜN IŞIĞI VE VAZGEÇİLEN RAHAT
Ahmet Yaşar Elbek, mesleğinde zirveye ulaşmış bir şifa dağıtıcısıydı. O, acıları dindiren bir DİŞÇİ HEKİM'di. 46 yıllık ömrü boyunca, sadece bedenleri değil, milletinin ruhunu da iyileştirmeye çalıştı. Dişçilik fakültesi mezunuydu, elinde aletler yerine davasının sancağını tuttuğu anlar daha çoktu.
Makam sevdası için değil, inancın gereği için, Tarsus MHP İlçe Başkanlığı gibi çetin bir görevi üstlenmişti. O, evlatlarına (2 çocuk babasıydı) ve eşine duyduğu sevginin yanı sıra, çevrece sevilen, sayılan ve uğrunda mücadele ettiği milletine karşı da derin bir sorumluluk taşıyordu. Rahat bir hayatın tüm imkanlarına sahipken, o, karanlığın kol gezdiği bir dönemde, milletinin geleceği için ateş çemberine gönüllü girmişti.
O KARANLIK GÜN VE SON YÜRÜYÜŞ
Yıl 1979, gün 17 Nisan. Tarsus, Cami-i Nur semti. Burası onun eviydi, onun yuvasıydı. Her sabah olduğu gibi o sabah da evinden çıktı. Yönü, muayenehanesiydi; gündüz mesleği olan hekimliğe, gece mesleği olan davasına doğru yürüyordu.
Ancak o gün, Ahmet Yaşar Elbek’in yolu, sadece bir caddeden ibaret değildi; bu, şehadete giden son menzildi. O, tehlikenin kol gezdiği o topraklarda, her adımının bir bedeli olduğunu bilerek yürüdü. Pusuda bekleyen, gölgelerde saklanan komünist militanlar, bir hekimi, bir ilçe başkanını, bir dava adamını kalleşçe hedef aldı. Düzenlenen alçakça silahlı saldırı, onu ağır yaraladı.
MÜCADELENİN SON NEFESİ VE ŞEHADET
Yaraları ağırdı. O, sadece bir hekim değil, son nefesine kadar savaşan bir neferdi. Adana Numune Hastahanesi’ne yetiştirilmek üzere yola çıkarıldı. Ancak kader, onun mücadeleyi yolda bırakmamasını emretmişti. Ahmet Yaşar Elbek, hastaneye ulaşamadan, vatan toprağına doğru ilerlerken, yolda şehit düştü. O, ruhunu teslim ettiği an bile, geride kalanlar için ışık oldu.
Cenazesi, uğruna savaştığı, doğduğu ve sevdiği toprağa, Tarsus’a emanet edildi. Bir kahraman, bir baba, bir hekim ve bir ülkücü; o, hayatını değil, yalnızca bedenini feda etti. 17 Nisan 1979, bir bitiş değil, Ahmet Yaşar Elbek adının, milletin hafızasına sonsuza dek kazındığı gün oldu.
"O, bedeni yolda kaldı diye duraksayanlardan değil, ruhu menzile varmadan mücadeleyi bırakmayanlardan oldu. 17 Nisan 1979, sadece bir takvim yaprağı değil, bir ahdin mührüdür."