" 'Yüreği vatanın coğrafyası olanlar için, evlerinin eşiği dahi bir cephedir.' "
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN DOĞUŞU
Toprakları bereketli, tarihi derin ŞANLIURFA’nın kadim ilçesi HALFETİ’de başladı hayatı. Adı, HASAN KILIÇ. Fakat o, sadece doğduğu toprakların oğlu değil, aynı zamanda ülkü uğruna adanmışlığın sarsılmaz bir neferiydi. Bütün ailesiyle birlikte Gaziantep’in Nizip ilçesine yerleşmiş, hayatının her anını, inandığı değerlere hizmetle geçirmişti. O, sadece bir meslek sahibi değil, hareketin vicdanıydı; ÜOD (Ülkücü Ocakları Derneği/Ülkücü Kuruluşlar Derneği) Yönetim Kurulu Üyesi sıfatıyla, Anadolu’nun kalbinde ideallerin meşalesini taşıyordu.
NİZİP’TEKİ SESSİZ VAZİFE
Nizip’in Belkiz meydanı, onun her gün cepheye dönüştürdüğü mekândı. Babasına ait mütevazı bakkalda çalışırken, elleri ekmek teknesini tutuyor, zihni ise ülkenin geleceğini kuruyordu. Gündüzleri, halkın arasına karışıyor; geceleri, vicdanının sesiyle hareket ediyordu. O bakkal, sadece ticaret yapılan bir yer değil, aynı zamanda Hasan Kılıç’ın dimdik duruşunun sergilendiği bir direniş noktasıydı. O, en sıradan görünen işi yaparken dahi, inancından zerre kadar taviz vermemişti. Bu duruşu, karanlık odakların nefretini üzerine çekmek için yeterliydi.
08 EYLÜL 1978: SON NÖBET
Tarih 08 EYLÜL 1978’i gösterdiğinde, Nizip’in üzerine çöken akşam karanlığı, aynı zamanda büyük bir ihanetin de gölgesi oldu. HASAN KILIÇ, gün boyunca sürdürdüğü dürüst emeğin ardından, dükkânının kapısını kapatıyordu. Onun için mesai bitmiş, artık bir üst katta, ailesinin huzurlu sıcaklığına çıkma vakti gelmişti. O anlar, her insanın hak ettiği o basit, dokunulmaz sükûnet anlarıydı.
İHANETİN ÇEMBERİ VE EŞİKTEKİ DÜŞÜŞ
Ancak kahramanın hayatı, sıradan bir sona sahip olamazdı. O, merdivenleri, günlük görevini tamamlamış bir erin adımlarıyla tırmanırken, pusuya yatmış alçaklık onu bekliyordu. Kendilerini bölücülüğün karanlığına adamış militanlar, Hasan Kılıç’ın yüreğindeki vatan sevgisini, göğsündeki kurşunlarla susturmak istediler. O anda, dükkânın kapısı ile evin eşiği arasındaki dar geçit, bir kahramanlık sahasına dönüştü. O, kaçmak yerine, her gün inancının bedelini ödemeye hazır olduğunun bilinciyle, kararlı duruşundan dolayı hedef alındı.
Gaziantep semaları, o gece, yiğit bir Ülkücünün vatan toprağına düşen kanıyla mühürlendi. Bölücü ellerin hunharca vurduğu bu darbe, Hasan Kılıç’ı, fani dünyadan ebediyet yurduna taşıdı. Şehadeti, omuzlarında taşıdığı idealin ne denli ağır ve değerli olduğunu bütün Nizip’e haykırdı.
EBEDİ HUZUR VE MİRAS
HASAN KILIÇ, uğruna yaşadığı topraklara, Nizip’te defnedilerek son mührü vurdu. O, sıradan bir bakkalda çalışırken dahi, en yüce makama, ŞEHADET mertebesine ulaşan, sessiz ve onurlu bir kahraman olarak tarihe adını yazdırdı. Onun hikayesi, bir insanın en basit yaşam alanında bile inançlarından vazgeçmediğinde, ne kadar destansı bir direniş gösterebileceğinin timsali oldu.
" 'Bir ülkücü, sadece dükkanını kapatmaz; o akşam, davasının bayrağını en yükseğe çeker ve o bayrağın altında ebediyen uyur.' "