"Fedakârlığın yaşı olmaz; en saf adanmışlık, kalbinde kor taşıyan genç bir fidandan yükselir."
ADANMIŞLIĞIN KÖKLERİ VE KUTLU YEMİN
Şehit Abdulkadir Yılmaz... Bu isim, bir biyografi satırı değil, 08 Eylül 1980 tarihine kazınmış sarsılmaz bir imandır. Adana’nın bereketli topraklarında, İmamoğlu İlçesi’nin Hacıhasan köyünde, daha sonra bu milletin kaderine mührünü vuracak bir ideale mirasçı olarak dünyaya geldi. O, henüz ortaokul ikinci sınıf sıralarında oturan, on beş bahar yaşamış bir delikanlıydı. Ancak bedeni küçük olsa da taşıdığı davanın yükü büyüktü.
O sadece bir öğrenci değil, babasının, 1969 yılında CMKP’nin MHP’ye dönüştüğü kongrede genel kurul delegesi olarak taşıdığı meşalenin yeni varisiydi. Adana'nın Yüreğir semti, Tahsilli Mahallesi’nde ailesiyle birlikte yaşarken, ruhu çoktan cepheye yazılmıştı. Onun yaşamı, miras aldığı kutlu davanın bir neferi olarak, tehlikeye adanmış bir yemindi.
YÜREĞİR'DE YÜKSELEN İSYAN SESİ
1980 Türkiye’si, karanlık bir kuşatmanın altındaydı. Özellikle Adana, devrimci solcu-komünist terörün acımasız baskısıyla boğuşuyordu. Beş mahallede tam 300 evin işgal edildiği, zulmün kol gezdiği bu atmosferde, Abdulkadir Yılmaz’ın oturduğu Tahsilli Mahallesi, direnişin son kalelerinden biriydi. O, okul bahçesinde olması gerekirken, vatanın istikbali için kurulan ateş çemberinin tam ortasında, imanının gücüyle duruyordu. Etrafındaki baskı arttıkça, 15 yaşındaki kalbi, zillet yerine izzeti seçiyordu.
BİLİNMEYEN VE SON MEYDAN OKUYUŞ: 08 EYLÜL 1980
Takvimler 08 Eylül 1980’i gösterdiğinde, Yüreğir’in o mahallesinde, bir yiğit en büyük sınavını verdi. Devrin komünist militanları, o karanlık güçler, baskılarını sürdürürken, Abdulkadir Yılmaz’ı hedef aldılar.
O anlar, tarihin kaydetmediği bir meydan okuyuşun sessizliğinde saklıdır. Nasıl bir duruş sergiledi? 15 yaşındaki bu kahraman, iki silahlı komünist militan karşısında nasıl bir son adım attı? Geri çekilmeyi mi reddetti, yoksa idealini son nefesine kadar mı savundu? Bu soruların cevabı bilinmese de, sonuç onun ebedi cesaretinin mühürüdür.
İki hainin silahlı saldırısına uğrayan ülküdaşımız, ağır bir yara aldı. Gencecik bedeni yıkılsa da, ruhu zaferle doluydu. Can havliyle Adana Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı; ancak yüreğindeki büyük yara, bedeninin direncini kırdı. O hastane odasında, mücadelesi henüz başlamışken, 15 yaşındaki Abdulkadir Yılmaz, davası uğruna şehadete yürüdü.
EBEDİYETE UZANAN VEDA
08 Eylül 1980, sadece bir ölüm tarihi değil, bir idealin ölümsüzleştiği gündür. Ortaokul üniformasıyla çıktığı yolda, vatanın mukaddes toprağına, İmamoğlu Hacıhasan köyüne geri döndü. Şehit Abdulkadir Yılmaz, henüz hayatının baharında iken, adını Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık destanına altın harflerle yazdırdı. Onun cenazesi, uğruna savaştığı topraklara, kök saldığı ana ocağına, bir kahramanlık nişanesi olarak emanet edildi.
"Şehitliğe giden yol, yaşına bakmaz. O, 15 yaşında attığı son adımla, bir ömrün verebileceği en büyük dersi verdi: Vatan için verilebilecek tek şey, candır."