"Bazı ruhlar, şafağın sökmesinden hemen önce, en karanlık geceye doğar ve ateşi yüreklerinde taşır."
DOĞDUĞU TOPRAĞIN YEMİNİ
Adı, bir adanmışlığın destanıydı: MEHMET SEZEN. Ordu’nun fırtınalı rüzgârlarına tanıklık eden, bereketli ama çileli toprakları, Fatsa onun hem doğduğu beşik hem de son nefesini verdiği mühürlü toprak olacaktı. Bir kahramanın en büyük bağlılığı, ait olduğu yere gösterdiği sarsılmaz sadakattir; Mehmet Sezen, bu sadakati kanıyla ispatlamıştır.
MESLEK: İDEALİN GÖLGESİ
Hayatı, makamlarla veya unvanlarla ölçülmedi. Ham metin, onun dünyevi mesleğini kayda düşmez; çünkü onun mesleği, bir ülküye adanmışlık, bir sancağı yere düşürmeme yeminiydi. O, sıradan bir vatandaş olmanın ötesinde, davasının kalkanıydı. Kuru bir meslek tanımının eksikliği, onun hayatını maddi bir karşılık beklemeden, yalnızca ülkücü duruşuyla tanımladığını gösteren en büyük kanıttır.
ZULMÜN KIYISINDAKİ DİRENİŞ
Tarih 08 EYLÜL 1980’i gösteriyordu. Türkiye, tarihin en kanlı ve karmaşık eşiklerinden birindeydi. Sadece dört gün sonra ülkenin kaderi değişecek olsa da, o anlar Çatalpınar ilçesinde zulüm ve karanlık hükmünü sürdürüyordu. Zulüm, yalnızca bir olay değil, Mehmet Sezen’in omuzlarına yüklenmiş ağır bir sorumluluktu. O, baskının ve haksızlığın her gün yeniden filizlendiği bu topraklarda, inancını ve cesaretini bir set gibi öne sürenlerdendi. Fatsa’nın üzerine çöken Dev-Yol terör örgütünün gölgesi, her geçen gün daha da ağırlaşıyordu. Ancak Mehmet Sezen, gölgeden korkan değil, üzerine yürüyen bir ruhtu.
FEDAKÂRLIK ANINA YÜRÜYÜŞ
O karanlık günde ne yaşandığı, hangi meydan okuyuşu yaptığı, son sözlerinin ne olduğu tarihin kayıtlarında eksik kalmış olabilir. Ama bilinir ki; Ülküdaşımız Mehmet Sezen, militanların karşısına dikilmiş, geri adım atmamıştır. Korkunun hüküm sürdüğü bir çağda, kararlılığın ve imanın ne demek olduğunu gösteren o son adıma yürüdü. Detayların bilinmezliği, bu fedakârlığın ne denli ani ve ne denli büyük bir cesaretle yapıldığını yüceltir. Belki bir pusuya düştü, belki cepheden savaştı; ancak bildiğimiz tek bir mutlak gerçek var: o, inancından vazgeçmedi.
EYLÜL’ÜN İLK HAFTASINDA MÜHÜRLENEN DESTAN
08 EYLÜL 1980 günü, Fatsa Dev-Yol terör örgütü militanları, Mehmet Sezen’in hayatına son verirken, aslında onun adını ebediyete taşıdılar. O, milletinin beklediği şafak sökmeden hemen önce, son nefer olarak düşen, davası uğruna göğsünü siper eden bir yiğitti. Şehadeti, sadece bir ölüm değil, ülkücü mücadelenin ateş çemberinde eriyen ve inancın saflığını koruyan bir yemin metnidir. Fatsa, o günden sonra sadece bir coğrafya değil, bir kahramanlık hatırasının da adresi olmuştur.
"O, bir tarihin bitişini değil, bir davanın asla ölmeyeceğini, kendi canıyla mühürlemiştir; adı, karanlıkta kalan her detayın üstünde, sarsılmaz bir inancın sembolü olarak parlayacaktır."