"Bazı hayatlar rakamlara sığmaz; onlar sadece bir adanmışlık yemininden ibarettir."
KİMLİĞİ VE BİR YEMİNİN ADI
O, sadece bir isim değildi; o, bir dönemin ruhunu omuzlayan, idealleri uğruna yola çıkmış cesaretin ta kendisiydi. Ali Okay Çalışkan. Tarih kayıtlarına kuru bir satır olarak geçen bu isim, aslında milletine ve inancına duyduğu sarsılmaz sevdanın bir yansımasıydı. O, sıradan bir vatandaş olmanın ötesinde, o çetin yılların zorlu mücadelesinde safını belli etmiş bir Ülkücü Şehit’ti. Onun kimliği, makamlar veya unvanlarla değil, taşıdığı bayrak sevgisiyle mühürlenmişti.
EKSİKLİĞİN GÖLGESİNDEKİ CESARET
Hayatına dair kayıtlar, bilerek ya da bilmeyerek, derin bir boşlukla çevrilidir. Onun Doğduğu Yer bilinmez; sanki vatanın her köşesi onun anavatanıydı. Onun Mesleği yazılmamıştır; zira onun tek mesleği, davasına adanmışlık, milletine fedakârlıktı. İşte bu bilinmezlik, onun kahramanlığını daha da yüceltir. Ali Okay Çalışkan, kişisel yaşamının gölgesinden sıyrılıp, sadece inandığı değerler için yürümüştür. O, ne bir coğrafyaya, ne de bir kariyer hedefine ait olmayı seçti; o, sadece bir fikrin neferiydi.
KADERİN ÇAĞRISI VE BÜYÜK ŞEHİR
Takvimler, milletin en zorlu sınavlarından birinin verildiği çalkantılı zamanları gösteriyordu. İstanbul, büyük bir imparatorluğun yorgun mirası, aynı zamanda destansı mücadelenin de merkez üssüydü. Ali Okay Çalışkan’ın kaderi, 1980 yılının Eylül ayında, bu kadim şehrin sokaklarında onu bekliyordu. O, tehlikenin kol gezdiği, gölgelerin uzadığı bu metropole korkmadan adım attı. Onun için İstanbul sadece bir yer değil, verilen yeminin sınandığı bir ateş çemberiydi.
08 EYLÜL 1980: SON ADIM
Zamanın tanıklığı nettir: 08 Eylül 1980. O gün, genç bir ruhun ebediyete yükseldiği gündür.
O karanlık anın, Olay Gününün detayları kayıptır. Kayıtlar suskun kalmıştır. Olayın nasıl geliştiği, kahramanca bir direniş mi gösterdiği, son nefesinde ne düşündüğü, bize miras bırakılan bir sırdır. Ancak bu sessizlik, onun fedakârlığının yüceliğini asla azaltmaz. Bilinmeyen, onun kararlılığının kanıtıdır: Ali Okay Çalışkan, kendisini bekleyen tehlikenin farkındaydı ve geri dönmek yerine, inancının gereğini yerine getirerek, o son adımı cesaretle attı.
İstanbul’un göğü, o gün sessizce feda edilen bir canın ruhuna şahitlik etti. Düşmanının karanlık elleriyle şehit edildiğinde, Ali Okay Çalışkan adını tarihin destan sayfalarına, ideallerin en yüksek bedeli olarak yazdırdı. O, sadece bedenen düştü; ancak ruhu ve davası, ardında bıraktığı her yürekte bir sancağa dönüştü.
"Ali Okay Çalışkan; bir hayatın bittiği yer değil, binlerce yeminli ruhun başladığı noktadır."