"Bazı hayatlar takvimlerle değil, taşıdıkları iman ve fedakarlıkla ölçülür."
YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O, Uşak toprağının sadık bir evladıydı. Doğduğu şehrin havasını solumuş, bilinci ve cesaretiyle yetişmişti. Adı Fahri Erden’di; ancak onun gerçek kimliği, ömrünü adadığı yüce ülküde saklıydı: Türk Milliyetçisi, sarsılmaz bir Ülkücü. Hayatına hangi görevi sığdırmış olursa olsun, kayıtlarda kalan o boşluk, onun en büyük mesleğinin sadece inancının bayrağını taşımak olduğunu kanıtlıyordu. O, karanlık günlerin üzerine yürüyen bir idealin somut haliydi.
KARARLILIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ
Takvimler 17 Nisan 1978'i gösteriyordu. Bu tarih, yalnızca bir yıl ve gün değil, bir kahramanlığın mühürlendiği an olacaktı. Fahri Erden, ne zaman, nerede ve nasıl bir tehlikenin beklediğini bilmese de, adımlarını kararlılıkla atıyordu. Bilinmeyenler ve eksik bırakılan detaylar, onun tehlikeye rağmen attığı o son adımı, yani kaderine doğru yürüme cesaretini daha da yüceltmektedir. O, inancının bedelini ödemeye hazır, tereddütsüz bir ruhla, Uşak sokaklarının puslu sabahına çıktı.
DÖRT YANDAN GELEN İHANET
Ancak karanlık pusuda bekliyordu. Devrimci solcu-komünist militanlar, yiğitliğe karşı kalleşliği seçerek alçakça bir plan kurmuşlardı. Dört hain gölge, Fahri Erden’i aralayarak, o yalnız kahramanın üzerine çullandı. Bu bir çatışma değil, bir pusu, bir cana kast etme eylemiydi. Katiller, dört koldan bıçaklarını savurdular. Bıçak darbeleri yağmur gibi iniyor, ancak Fahri Erden’in duruşu, inancının gücüyle ayakta kalmaya direniyordu. O, sadece bedeniyle değil, tüm varlığıyla son nefesine kadar mücadele etti.
ŞEHADETE YÜKSELİŞ
Vücuduna saplanan bıçaklar, onun ruhundaki imanı asla söküp alamadı. Ağır yaralanan ülküdaşımız, son bir umutla Uşak Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Ancak vatan için atılan bu son adımlar, fiziksel yaşamın sınırlarını aşmıştı. Beden, aldığı yaralara yenik düştü; ancak ruh, ebediyete yükseldi. 17 Nisan 1978’de, Uşak, kendisini bölecek her türlü ihanete karşı dimdik durmuş bir evladını, Fahri Erden’i Şehit verdi. O, bir ölüm değil, milletinin vicdanında sonsuza dek sürecek bir zafer kazandı.
"O gün düşen bir can değil, milletin vicdanına kazınan bir onur destanıydı."