"Bazı hayatlar, sadece bir tarihle değil, bir duruşla yazılır. Onlar, en karanlık gecede bile sönmeyen meşaledir."
KİMLİĞİ VE İDEALE ADANMIŞ RUH
O, sadece bir isim değildi; bir mücadelenin, imanın ve tavizsiz bir duruşun sembolüydü: Ülkücü Şehit HACI KAYADİBİ.
Tarihin en fırtınalı, en çetin rüzgârlarının estiği bir dönemde, 1980 yılının o kasvetli atmosferinde, Kayadibi adını taşıyan bir kahraman, hayatını büyük bir ülküye adamıştı. Onun kimliği, makam ve mevkiden öte, yüreğinde taşıdığı sarsılmaz inançla mühürlenmişti.
ORDU TOPRAĞININ EMANETİ
Doğduğu toprak, aynı zamanda sonsuzluğa yürüdüğü yer oldu. Hayata gözlerini ORDU'da açtı ve son nefesini de ORDU'nun şerefli toprağında verdi. Bu, sadece coğrafi bir tesadüf değil, bir kökleniş destanıydı. O, ait olduğu toprağın davasını omuzlamış, vatanın bir köşesinde başladığı hayat yolculuğunu, yine aynı köşede, en yüce mertebeyle tamamlamıştır. Ordu, ona hem hayatı bahşetti hem de şehadetin onurunu giydirdi.
BİLİNMEYENİN GÜCÜ VE MESLEĞİNİN SIRRI
Olgusal kayıtlar, onun dünyevi uğraşını (MESLEĞİ) belirtmez. Fakat bir yiğidin hayatında, günlük mesleğinin ne olduğu, davasına olan adanmışlığının büyüklüğü yanında anlamını yitirir. Hacı Kayadibi için asıl meslek, inancını yaşamak, idealini savunmak ve geri adım atmamaktı. Onun bilinmeyen mesleği, hayatını bir menfaat arayışıyla değil, saf bir fedakârlıkla ördüğünün en büyük delilidir. O, isimsiz kahramanlar ordusunun sarsılmaz bir neferiydi.
FEDAKARLIĞA YÜRÜYÜŞ: O SON ADIM
OLAY GÜNÜ ve ŞEHADET ANINA dair detaylar, tarihin karanlık bir perdesi altında gizli kalmıştır. Biz, o an yaşanan dehşeti, verilen son mücadeleyi tüm çıplaklığıyla bilemeyiz. Ancak bilinen tek, sarsılmaz bir gerçek vardır: Tarih 08 EYLÜL 1980’i gösterdiğinde, Hacı Kayadibi, üzerine yürüyen tehdide rağmen boyun eğmeyi reddetmiştir.
O gün, Ordu'nun sisleri arasında nasıl bir tehlike ile yüzleştiği, hangi kararlarla o ateş çemberine yürüdüğü meçhuldür. Detayların eksikliği, onun kahramanlığının büyüklüğünü azaltmaz; aksine, son anındaki bilinçli tercihini, ideal uğruna attığı o son kararlı adımı ebedileştirir. O, sadece bir saldırının kurbanı olmadı; o, inancının bedelini en ağır şekilde ödemeyi seçen ve bu seçimiyle tarihe silinmez bir not düşen bir dava adamıydı. Hacı Kayadibi, 08 EYLÜL 1980'de fiziki varlığını yitirdi, ancak sancağını asla yere düşürmedi.
"O adın gölgesi, tarihin her dönemecinde cesaretin ne olduğunu fısıldayan, Ordu toprağına kazınmış ve asla unutulmayacak olan destandır."