"Bazı ruhlar, duvarlara astıkları bir resimle dahi meydan okur zamana ve bu meydan okuyuş, karanlıkta yapılan bir pusuyla bile susturulamaz."
KİMLİĞİ VE İLK VAZİFESİ
Afyon’un Bolvadin ilçesinden Anadolu toprağına düşen bir tohumdu Ekrem Alyüz. Henüz 23 yaşındaydı; ömrünün baharında, alnında vatan borcunun gururuyla dolaşıyordu. Afyonkarahisar’ın tarih kokan topraklarında doğmuş, fakat asıl büyük imtihanını Kıbrıs’ta vermişti. Bir komando olarak görev yaptığı bu kutsal adadan, sıradan bir asker olarak değil, bir Gazi olarak dönmüştü. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın zorlu günlerini geride bırakmasının, terhis olmasının üzerinden henüz üç ay geçmişti. O, sadece dinlenmek değil, ruhundaki adanmışlığı yaşatmak için geri dönmüştü. Heybeli (Kirse) kaplıcasındaki dinlenme tesislerinin çay ocağında bir işçi olarak çalışıyor, ancak ruhu hâlâ cephede, davasının nöbetindeydi.
RUHU YÜCELTEN DİRENİŞ
Ekrem Alyüz’ün mesleği işçilikti, ancak ideali bir er meydanında duruş sergilemekti. Çalıştığı çay ocağının duvarları, onun inancının kalesiydi. Duvarları, tarihin sönmez meşaleleri olan Türk Büyüklerinin resimleriyle donatmıştı. Bu resimler, o karanlık dönemde bazı çevreler için bir tehdit, bir meydan okuma anlamına geliyordu. Bölgede iş yapan bir müteahhidin komünist kardeşi, bu dik duruşu hazmedemiyordu. Ekrem Alyüz’ü, sadece astığı resimler yüzünden defalarca eleştirmiş ve tehdit etmişti. Ancak Gazi’nin duruşu netti; o resimler, pazarlık konusu yapılamayacak kadar kutsaldı. Tehditlere rağmen yerinden milim oynatmadı inancının sembollerini. O, korkunun değil, kararlılığın timsali olarak o çay ocağında durmaya devam etti.
KARANLIĞIN PUSUYA DÖNÜŞTÜĞÜ AN
Cesaretin bedeli ağır oldu. Kahraman, er meydanına çağrıldı; ancak düşman, adaletli bir çarpışmayı reddetti. Olay günü, karanlık ve kalleş bir plan devreye sokuldu. Elektriklerin kesik olmasından faydalanan 5 komünist militan, Ekrem Alyüz’ün üzerine yürüdü. Bu, bire bir bir mücadele değil, inanca ve dik duruşa karşı kurulmuş silahlı bir pusu, organize bir katliam girişimiydi. Karanlık, saldırganların maskesi oldu.
Ekrem Alyüz, o beş gölgeye karşı tek başına mücadele etti. Silahlı saldırı neticesinde ağır yaralandı. Afyon’un hastane koridorlarına taşınan bu yiğit, vücudundaki mermi izleriyle bile davasının sarsılmazlığını haykırıyordu.
ÜÇ GÜNLÜK SON VEDA VE YÜKSELİŞ
O gün yaşanan saldırı, Ekrem Alyüz’ün hayat mücadelesini bitirmedi; onu üç gün sürecek son bir direnişe çağırdı. Ağır yaralı olmasına rağmen, Afyon Devlet Hastanesinde üç gün boyunca hayata tutunmaya çalıştı. O üç gün, yalnızca bir yaşam savaşı değil, inancın ölüme karşı gösterdiği son destansı direnişti.
Ancak takdir, en güzel mertebeye çağırıyordu onu. Ekrem Alyüz, bedeni daha fazla direnemediğinde, 07 Eylül 1975 tarihinde, 23 yaşında, ölümsüzler arasına katıldı. O, bir işçi olarak başladığı hayat yolculuğunu, vatanın duvarlarına astığı idealler uğruna şehadete ulaşarak taçlandırdı. Cenazesi, Bolvadin Çarşı Camii’nde kılınan namazın ardından, Anadolu toprağına, doğduğu yere, bir daha sarsılmamak üzere teslim edildi.
"Ekrem Alyüz, sadece 23 yıl yaşadı; ancak o, astığı resimlerle, aldığı tehditlerle ve düştüğü son toprağın her zerresiyle, adanmışlığın yüceliğini 07 Eylül 1975 tarihine bir mühür gibi kazımıştır."