"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; karanlığın en koyu anında, sonsuzluğa doğru çekilen birer cesaret fotoğrafıdır."
BİR YÜREĞİN KİMLİĞİ VE IŞIĞIN BEKÇİSİ
Adı, geleceğe adanmışlığın fısıltısıydı: METİN CAMCI.
Tarih 06 Eylül 1979’u gösterdiğinde, İstanbul’un kalbinde, o büyük şehrin karmaşasında, o sadece bir esnaf değildi; o, Hakkı Manço Sokak’ta yer alan mütevazı stüdyosunda, anıları zamana mühürleyen bir sanatkar, ışık ve gölgenin efendisiydi. Kadıköy’ün Fikirtepe mahallesinde yaşamaktaydı ve deklanşör sesleri, onun adanmışlığının nağmeleriydi. O, sadece geçimini sağlayan bir meslek icra etmiyor, aynı zamanda ülkü denen büyük davanın da sessiz ve kararlı bir neferi olarak duruş sergiliyordu.
VEFANIN ZİRVESİ VE O SON GÖREV
O karanlık gecenin ilerleyen saatleriydi. Herkesin uykuda olduğu, sokakların sustuğu 02.30 sıraları... Metin Camcı, sadece ticari bir beklentiyle değil, kadim bir vefa duygusuyla stüdyosundaydı. İstanbul İktisat Fakültesi’nde okuyan bir arkadaşının hayatındaki en değerli anlardan birini ölümsüzleştirmek için bekliyordu. Arkadaşı, yarın Almanya’ya dönecek olan sözlüsüyle birlikte çektiği filmleri tab ettirmeye gelmişti.
Metin Camcı, bu ayrılık öncesi son hatıraların yetiştirilmesi için zamana karşı bir yarışa girmişti. Bu, dostluğa, insanlığa ve sadakate adanmış bir gece yarısı vardiyasıydı. Işıklar stüdyoda yansa da, dışarıdaki siyasi nefretin gölgesi, Metin Camcı’nın sessiz emeğinin üzerine düşmek üzereydi.
KADERİN BASKINI VE KURŞUN YAĞMURU
Yaklaşık bir saat geçti. Karanlık, kin ve ideolojik husumetle doluydu. Saatler 03.30’u gösterdiğinde, komünist militanlar tarafından stüdyoya alçakça bir baskın düzenlendi. Metin Camcı, elinde sadece anıları koruma görevini tutarken, karşısında şiddetin en zalim yüzü belirdi.
O anlara dair detaylar, tarihin bilinmezliğinde gizlidir. O dehşet anında Metin Camcı’nın ne yaptığını, son nefesinde hangi duruşu sergilediğini sadece o stüdyonun duvarları bilir. Ancak sonuç, o duruşun büyüklüğünü anlatmaya yeterlidir: İmanına ve davasına olan bağlılığı sebebiyle, gözünü kırpmadan yaylım ateşine maruz kaldı. O, ışığı ve doğruluğu temsil ederken, zifiri karanlığın kurşunları stüdyoyu bir şehadet mihrabına çevirdi.
Metin Camcı, olay yerinde şehit düştü.
Yanındaki arkadaşı, aldığı ağır yaralara rağmen yaşam mücadelesi verdi ve uzun bir tedavi sürecinin ardından kurtuldu. Ancak Metin Camcı için son perde kapanmış, feda ettiği canıyla, karanlık emellere karşı duruşunun en net fotoğrafını çekmişti.
BİR ŞAFAK VE SONSUZ BİR HÜZÜN
Şafak sökerken, bir baba endişeyle dükkana geldi. Gördüğü manzara, ülkenin o dönem yaşadığı büyük trajedinin özetiydi: Oğlu ağır yaralı, genç ve yiğit ŞEHİT METİN CAMCI ise, uğruna çalıştığı filmlerin ve tab etmeye çalıştığı anıların yanı başında, kanlar içinde yatıyordu.
06 Eylül 1979, sadece bir takvim yaprağı değil, bir yiğidin kendi mesleğini icra ederken, en insani görevi yerine getirirken, en hain tuzakla karşılaştığı gün oldu. Metin Camcı, esnaf cübbesinin altında taşıdığı büyük inançla, kendi çağının kahramanlık destanını kanıyla yazmıştır.
"Metin Camcı, 06 Eylül 1979 gecesi sadece bir fotoğrafçı stüdyosunu değil, vatanın istiklalini hedef alan nefreti aydınlatan ebedi bir meşaleyi tab etmiştir."