"Bir işçinin alın teri, sadece ailesine ekmek değil, inandığı değerlere adanmışlığın da en kutsal mührüdür."
KİMLİĞİ VE İNANÇ SİPERİ
Gaziantep toprakları, direnişin ve yiğitliğin kadim yurdudur. Bu kadim diyar, 1978 yılının o karanlık gününden önce, AHMET MURAT KARABIÇKI’yı bir evlat olarak bağrında taşımaktaydı. O, makam sahibi bir lider, zırhlı bir asker değildi; o, hayatını namusuyla kazanan bir İŞÇİ idi. Omuzlarında bir milletin yükü değil, iki çocuğun rızkı ve bir ailenin mesut geleceği vardı. Evli bir baba olarak, mücadelesi en temel ve en kutsal olan gayeydi: geçimini sağlamak ve yuvasını korumak.
ALIN TERİ VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
Ahmet Murat Karabıçkı’nın hayatı, sadece işçi tulumuyla değil, inandığı ülküyle de örülmüştü. O, kuru bir slogan değil, hayatını davasına adamış bir neferdi. Ülkücü İşçiler Derneği (ÜİD) çatısı altında, ideallerine sahip çıkıyordu. İşinin zorluğu ve bedeninin yorgunluğu ne olursa olsun, bir an bile tereddüt etmedi. Gün boyu süren ağır emeğin ardından, herkes evine çekilirken, o yorgunluğunu kalbindeki inançla ezer, derneğinin yolunu tutardı. Onun için bu yolculuk, sadece bir toplanma değil, ruhunu beslediği, yeminini tazelediği bir adanmışlık anıydı.
SON SABAHA DOĞRU: KARARLI ADIMLAR
Takvimler 06 Eylül 1978’i gösterdiğinde, Gaziantep’te sıradan bir sabah yaşanıyordu. Ahmet Murat Karabıçkı, tıpkı binlerce kez yaptığı gibi, çoluk-çocuğunun helal rızkını kazanmak için evden çıktı. Zihninde sadece işinin sorumluluğu ve ailesinin yüzünü güldürme arzusu vardı. O, herhangi bir çatışmaya gitmiyordu; o, basitçe ekmeğini kazanmak için işine yürüyordu. Bu, en masum, en onurlu yürüyüştü.
HAİNLİK VE EBEDİ DİRENİŞ
Ancak, o sabah aydınlık yolların ardında karanlık bir gölge bekliyordu. Devrimci solcu-komünist militanlar, sinsi bir planla, bir vatanseverin alın teri yolculuğunu kanla durdurmak için pusu kurmuşlardı. Onlar, Karabıçkı’nın davasına değil, onun temsil ettiği tertemiz inanca ve emeğe düşmandılar.
Bir işçinin, bir babanın, bir ülküdaşın en savunmasız olduğu anda, yoldayken üzerine ateş açıldı. Ahmet Murat Karabıçkı, vatanına ve ailesine adadığı hayatını, karanlık ellerin namert kurşunlarıyla o yolda bıraktı. O, savaş meydanında değil, rızkını kazanmaya giderken şehit oldu. Bu, onun sadece bedenini durdurdu; ancak inancının ve cesaretinin destanını sonsuzluğa taşıdı.
Gaziantep, o gün sadece bir evladını değil, alın teriyle örülmüş bir kahramanlık timsalini ebediyete uğurladı.
"Ahmet Murat Karabıçkı artık sadece bir isim değil; 6 Eylül 1978 günü, alın teriyle yazılmış bir fedakarlık destanıdır."