"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; memleketin sarsılmaz duvarlarına harç olur."
KİMLİĞİ VE YÜKLENDİĞİ MİRAS
Elazığ’ın sarsılmaz ruhundan, Habusu köyünden yükseldi Talat Diş’in adı. Takvimler 1950 yılını gösterdiğinde, Anadolu coğrafyasının zorlu mücadelesine bir nefer daha katılmıştı. O, sıradan bir hayat sürmek için değil, çağının gerektirdiği en zorlu görevi omuzlamak için doğmuştu. Kimliğinin en güçlü nişanesi, alın teriyle yoğrulmuş bir “İŞÇİ” olmasıydı. O, yoksulluğu bilen, emeğin kıymetini yüreğinde taşıyan bir halk kahramanıydı. Ailesinin direği, iki erkek evladın gururlu babası, hayatını Abdullahpaşa Mahallesi’nin sade ama onurlu evinde kurmuştu.
SENDİKANIN GÖĞSÜNDEKİ KILIÇ
Talat Diş, sadece bir çalışan değildi; o, hakkı savunanların, alın terini koruyanların sesiydi. Elazığ Tes-İş Sendikası’nın Başkanı olarak, sadece ücret pazarlığı yapmadı; zorlu 1970’li yıllarda, emeğin ve milli duruşun kalesi oldu. Tehlikenin gölgesinde görev yapmak, onun için bir yük değil, bir şeref madalyasıydı. Her adımında kararlılık vardı, her sözü destansı bir duruşun yansımasıydı. O, sırtını dayayacak bir duvar değil, başkalarının yaslanacağı bir dağ olmayı seçti.
BAYRAMIN VURULAN HUZURU
06 Eylül 1978... Bütün bir milletin huzura ermesi, kederlerin unutulması gereken bir zamandı: Ramazan Bayramı’nın üçüncü günü. Düşman, en kutsal anlarda bile pusudaydı. O gün, Elazığ’ın 1800 Evler semtinde bulunan Elazığ Kültür Derneği, millî şuurun ve adanmışlığın toplandığı bir ocaktı. Talat Diş, tıpkı her zaman olduğu gibi, davasının ve inancının bulunduğu bu kutsal mekândaydı. O, biliyordu ki, bazı idealler dinlenmeye gelmez.
O SON YAYLIM ATEŞİ VE ELAZIĞ DESTANI
Bayramın bereketi, karanlık ve hain bir saldırıyla paramparça edildi. Komünist militanlar, kültürel bir merkezin üzerine namlularını çevirdiler. Talat Diş ve yanındaki bir arkadaşı, bu alçakça saldırının hedefi oldular. Huzura ve kardeşliğe sıkılan bu kurşunlar, sadece iki bedeni değil, bayramın masumiyetini de vurdu. Yaylım ateşi başladığında, geri çekilmek yerine, inançlarının ateşiyle dimdik durmayı seçtiler.
O an, Talat Diş artık sadece bir sendika başkanı değil, hayatını adadığı değerler uğruna kendi canını siper eden ebedi bir kahramandı. Elazığ’ın göğü, en yiğit evladının kanıyla kızıldığından, Takvim yaprakları 06 Eylül 1978 tarihini şehadet günü olarak mühürledi. O, inancından vazgeçmemenin bedelini canıyla ödedi, ancak bu bedel, gelecek nesillere onurlu bir miras bıraktı.
SONSUZLUĞA UĞURLANIŞ
Talat Diş, Elazığ topraklarında doğdu, Elazığ’da savaştı ve yine Elazığ’da ebediyete kavuştu. Bir işçi, bir eş, bir baba ve bir lider olarak bıraktığı iz, sadece taşınan bir unvan değil, binlerce yürekte yanan bir meşaledir. Onun destanı, zor zamanlarda dahi duruşundan taviz vermeyenlerin sarsılmaz bir örneği olarak tarihe kazınmıştır.
"Ve o gün, bir işçinin yüreği; vatanın ve adanmışlığın en ağır yükünü taşıyarak, toprağa düştü. Talat Diş, sadece bir isim değil, Elazığ’ın sönmez meşalesidir."