"Vatan aşkı, en ağır bedeli ödetse bile, dükkanın tezgahında bile dimdik durmaktır. Kahramanlar, tarihe sadece adlarıyla değil, son nefesleriyle kazınır."
KİMLİĞİ VE YÜKSEK SADAKATİ
Adı, Mehmet Yücebulut. Bir dönemin fırtınalı Ankara’sında, 55 yıllık ömrünün ağırlığını omuzlarında taşıyan bir esnaftı o. Yılların tecrübesi yüzüne sinmiş, evlatlarının ve eşinin güven kaynağıydı. O sadece bir esnaf değildi; o, milleti için yüksek bir duruş sergileyen bir baba, bir aile reisi ve MHP İl teşkilatının adanmış bir üyesiydi. Oğlunun da aynı kutlu davaya baş koymuş olması, onun ruhundaki sadakati ve inancı derinleştiriyordu. 06 Eylül 1979’da, o günlerin karanlığına inat, hayatını davasına mühürleyecek destansı bir sona doğru yürüdüğünden kimsenin haberi yoktu.
EKMEK VE ONUR TEZGAHI
Görev yeri, Ankara'nın Yukarı Ayrancı Hoşdere semtiydi. Mehmet Yücebulut’un dükkanı, sadece gıda satılan bir yer değil, aynı zamanda ülkücü ruhun sığındığı, tehlikenin kol gezdiği sokaklarda bile dürüstlüğün ve kardeşliğin nefes aldığı bir karargâhtı. O, hayatını helalinden kazanırken, vicdanını ve inancını da tezgahının üzerine sermişti.
KARANLIĞIN TAKİBİ VE DİK DURUŞ
O gün, dükkanın önünden geçen gölgeler sıradan değildi. Dört devrimci solcu-komünist militan, Yücebulut’un ülküdaşlarını takip etmiş, rotayı bu onur mekanına çevirmişlerdi. Mehmet Yücebulut’un bulunduğu dükkan, tehlikenin merkezine yerleşmişti.
Belki kaçabilirdi, belki sığınabilirdi. Ancak o, esnaf kimliğinin ardına gizlediği kahramanlık yeminiyle, dükkanını ve oradaki ülküdaşlarını bırakmamayı seçti. O an, işlek bir ticaret hanesi, bir fedakârlık ve cesaret kalesine dönüştü. Kapısı kırıldığında, Mehmet Yücebulut, sadece kendi hayatının değil, davasının da son hattı olarak mevzilenmişti.
HÜCUM VE SON NEFES
Militanlar, dükkana baskın düzenleyip terörün en soğuk yüzüyle silahlarını ateşlediler. Orada, ekmeğini kazandığı, vatan sevgisini ilmek ilmek işlediği o küçük mekânda, Mehmet Yücebulut mermilere karşı bir kalkan oldu. O feci saldırı anında aldığı kurşun yaralarıyla, ömrünü vakfettiği o onur tezgahının hemen dibine yığıldı, kaldı.
Mehmet Yücebulut, 06 Eylül 1979 günü, sırtını hiçbir zaman dönmediği davasına son sadakatini göstererek Ankara’nın kanlı defterine ismini altın harflerle yazdırdı. O, ne bir askeri komutan, ne de cephede bir erdi; o, hayatını idame ettirdiği yerde, canını hiçe sayarak bir ideal uğruna şehit düşen 55 yıllık bir yürek, bir esnaftı.
"Tezgahın dibine yığılmış bir beden, aslında ölümsüzlüğe doğru atılmış son adımdır. Mehmet Yücebulut, sadece bir şehit değil; vatanına ve davasına adanmışlığın Ankara’daki ebedi mührüdür."