"Bazı ruhlar, fani ömrü değil, uğruna yandığı büyük davayı yaşatmak için yaratılır."
GÖNÜL VERİLEN YEMİN VE SÜMER KİTABEVİ
Malatya'nın kadim topraklarında bir yiğit doğdu: Abuzer Mutlu. Ömrünün baharındaydı, henüz on sekiz yaşındaydı ve altı kardeşin omuzlarına yüklenmiş tek erkek evlat olmanın ağırlığını ve umudunu taşıyordu. O, ailesinin geleceğiydi; ancak o, kaderini milletinin davasına adamıştı. Sümer Kitapevi'nde çalışıyordu; burası sadece bir iş yeri değil, onun için Türk-İslam Ülküsü'nün filizlendiği, fikri mücadelenin kalesiydi. Kitapların kokusu, yüreğinde taşıdığı büyük imanın yoldaşı olmuştu.
MALATYA'NIN ALIN YAZISI: ADANMIŞLIK
Abuzer Mutlu, sadece bir genç değil, ülkücü-milliyetçi mücadelenin seçilmiş bir neferiydi. O, karanlığın en koyu olduğu günlerde, davasına gönül veren ve bu yolda her türlü riski göze alanlardandı. Bir süre Hergün Gazetesi'nin muhabirliğini yaparak, kalemini Hakk'ın ve hakikatin sesi kılmıştı. O, sadece fiziksel varlığıyla değil, düşünceleriyle ve duruşuyla Malatya'da ülkü ateşini canlı tutan bir meşaleydi. Onun için davaya hizmet, yaşamaktan daha kutsaldı.
26 AĞUSTOS: KİTABEVİNE ÇEKİLEN KARA GÖLGE
Tarih 26 Ağustos 1980'i gösterdiğinde, kin ve nefret, bilginin yuvası olan Sümer Kitapevi'ni hedef aldı. Abuzer Mutlu’nun taşıdığı sancağın ağırlığını çekemeyen, devrimci solcu-komünist militanlar, kalleşçe bir baskın düzenlediler. Onlar, sadece bir genci değil, onun temsil ettiği bütün bir inancı kurşunlamaya gelmişlerdi.
O an, kitapevinin sessizliği, bir kahramanlık manifestosuyla bozuldu. Abuzer Mutlu, üzerine yürüyen cellatlarına karşı duruşunu bozmadı. On sekiz yıllık ömrünün en kritik anında, inancının bedelini ödemeye hazır bir şekilde kurşunlara göğsünü siper etti. Hain eller, genç bedenini delik deşik ederken, O, davasına olan sadakatini kanıyla mühürledi.
EYLÜL AYI VE SON NEFESİN DESTANI
Ağır yaralıydı. Kanası durdurulamayan, ancak ruhu dimdik ayakta duran bu ülküdaşımız, acilen hastaneye kaldırıldı. Doktorlar, on bir gün süren o zorlu direnişte, Abuzer Mutlu’yu hayata döndürmek için tüm çabalarını sarf ettiler. Ancak yara, sadece bedene değil, davanın kalbine de açılmıştı.
Bütün çabalara rağmen, takvimler 06 Eylül 1980’i gösterdiğinde, Abuzer Mutlu, Malatya semalarında en yüksek mertebeye ulaştı. O, bir kurşunun menziline sığmayacak kadar büyük bir ideal için gençliğini feda etmişti. On sekiz yaşında verilen bir can, bir ömürden daha uzun, bir destandan daha kalıcı bir mirası geride bıraktı.
"O, bir 18 yaşındaki fidan değil; inancın Malatya topraklarına düşmüş ve asla solmayacak olan kızıl bir mührü olarak tarihin kalbine kazınmıştır."