"Bazı hayatlar sadece bir tarihle anılmaz; onlar, vazgeçilmez bir davanın ruhuyla yazılmış, kanla mühürlenmiş destanlardır."
TALİP ÖZEN: SESSİZ YEMİNİN ADI
O, ne doğduğu toprağın şöhretiyle anılmayı seçti, ne de sırtına giydiği mesleğin unvanıyla övünmeyi diledi. Ülkücü Şehit Talip Özen... O’nun kimliği, sadece bir tek kutsal kelimenin ardına gizlenmişti: ADANMIŞLIK. İsmi, 1980 yılının o kasvetli günlerinde, vatanın üzerindeki karanlık gölgelere karşı yükselen binlerce isimsiz kahramanın simgesi oldu. Talip Özen, unvanını değil, duruşunu miras bırakanlardandı.
ADANA VE O KARANLIK EYLÜL
Takvimler, milletin en zorlu imtihanlarından birine şahitlik ettiği 1980 yılını gösteriyordu. Ve o imtihanın ateş çemberlerinden biri de Adana’ydı. Çukurova’nın sıcak rüzgârları, artık sadece toprağın kokusunu değil, vatanın bekası uğruna verilen çetin mücadelenin ve fedakârlığın da kokusunu taşıyordu. Talip Özen, bu kadim şehrin sokaklarında, bayrağın düşmemesi için göğsünü siper eden, korkuyu kalbine yaklaştırmayan o cesur erlerdendi.
TARİHİN KAYDETMEDİĞİ SON ADIM
Kaderinin yazıldığı o günün detayları, ne yazık ki kuru bir kaydın sayfalarında kaybolmuştur. Olay Günü’ne dair bilgiler, bir sır perdesi arkasında gizlidir; tıpkı onun mesleği gibi, tıpkı nereden geldiği gibi... Ancak bu bilinmezlik, Talip Özen’in kahramanlığını azaltmaz, aksine yüceltir. Çünkü biz biliyoruz ki, o gün orada, Adana'da, hangi sıfatla olursa olsun, hangi görevi icra ederse etsin; o, geri adım atmadı.
Bilgilerin eksikliği, O’nun kararlılığının büyüklüğüdür. O, kayıt altına alınmasına gerek duymadığı bir görev aşkıyla, karanlığın üzerine yürümüştür. Bilinmeyen bir tehlikeye karşı, elinde hiçbir unvan olmaksızın, sadece imanı ve davası uğruna, son nefesine kadar mücadele etmiştir. Talip Özen, o an, sadece bir mesleğin mensubu değil, ebedi bir davanın sadık neferiydi.
06 EYLÜL: ZAFERİN BEDELİ
Ve sonra, zaman durdu. Adana semaları, 06 Eylül 1980 günü, bir yiğidin son nefesine şahitlik etti. Talip Özen’in kanı, bu toprakların bekası için dökülen kutsal bir mühür oldu. O, şehit edildiği an, adını tarihin sayfalarına değil, bu milletin vicdanına altın harflerle yazdırdı. Cansız bedeni düştüğünde, yalnızca bir hayat sonlanmadı; bir ruh, bir ülkü ateşi olarak semaya yükseldi ve geride kalan nesiller için yanıp tutuşacak bir meşale bıraktı. Talip Özen, fani olanı bırakıp, ebedi olanı seçti.
"Bir yiğidin son adımı, bazen en destansı hikâyedir. Talip Özen, bize, uğruna ölünecek bir davanın, asla unutulmayacağını kanıyla öğretti."