"Bazı ruhlar, en karanlık çağlarda bile sönmez bir meşale taşır; onların yürüdüğü yol, vatanın ta kendisidir."
MİLLETİN YÜREĞİNDE DOĞAN IŞIK
Yıl 1966, takvimler 01 Ocak’ı gösterdiğinde, Anadolu'nun köklü yurdu Samsun’un Vezirköprü ilçesi, milletine adanmış bir evladı kucakladı: Mehmet Kapusuz. Henüz doğduğu günden itibaren kaderinde büyük bir idealin, ülkücülüğün sarsılmaz inancını taşımak vardı. Gençliğini, geleceğin mimarı olma vizyonuyla dokudu. Yükseköğrenimini, Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğitim Yüksekokulu Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nde tamamladı. O, yalnızca bir diploma değil, zihinleri aydınlatma misyonunu taşıyan kutsal bir yemin almıştı.
ADANMIŞLIĞIN SINIRI: SINIR KÖYLERİNE GİDEN ÖĞRETMEN
Bünyesinde taşıdığı Ülkücü ruh, ona rahat yolları değil, en çetin görev yerlerini seçmeyi emretti. Mehmet Kapusuz, bekar bir genç olarak, hayatının en verimli çağında konforu reddederek, medeniyetin ışığını bekleyen topraklara, Siirt İli Merkez Ekmekçiler Köyü’ne öğretmen olarak yürüdü. 23 yıllık kısa ömrünün en önemli kesitini, tebeşiriyle karanlığı yarmaya adadı. O, sıradan bir meslek erbabı değil, devlete ve millete olan borcunu, en zorlu coğrafyada ifa eden bir gönül erisiydi. Onun bulunduğu her sınıf, bir direniş kalesi, her ders, vatan sevgisinin sessiz bir dersiydi.
KARANLIĞIN ÇEMBERİ VE SON GÖREV
Takvim yaprakları, acı bir vedanın habercisi olan 06 EYLÜL 1989 tarihini gösteriyordu. Görev aşkıyla birleşmiş aydınlanma ekibi, Siirt'in Eruh ilçesi civarında kritik bir görevin parçasıydı. Onlar, bilgiyi, umudu ve devletin varlığını temsil ediyorlardı. Ne var ki, karanlık güçler, ilmin ışığından nefret ederdi.
O karanlık gün, öğretmen Mehmet Kapusuz, İlk Öğretim Müfettişi Ersin Çeviktemel ve meslektaşları Atilla Erbil ile Durmuş Güçlü ile birlikte, bölgede faaliyet gösteren hain PKK’lı militanların hedefi oldu. Onlar, korku salmak için değil, sadece görevlerini yapmak için oradaydılar; ancak bu cesaretleri, zalimin gözünde bir tehditti. Dört adanmış vatan evladı, zorla alıkonularak, milletin kaderinin yazıldığı o çetin coğrafyanın karanlık çemberine çekildi.
EBEDİ YEMİN VE IŞIĞA YÜRÜYÜŞ
Bu kaçırılma olayı, Mehmet Kapusuz için son durağı oldu. O anların şiddeti, kahramanın son nefesine kadar gösterdiği metanet ve son saniyelerindeki duruşu bize destanların gücüyle ulaşıyor.
Olay gününe dair detaylar, Mehmet Kapusuz’un son mücadelesinin nasıl yaşandığını tam olarak anlatamaz. Ancak bir gerçek vardır ki, Mehmet Kapusuz, boyun eğmek yerine, öğrencilerine verdiği sözün ve milletine duyduğu aşkın bedelini en ağır şekilde ödedi. O, karanlığın ortasında dahi yılmadı, kutsal görevinden vazgeçmedi. Mehmet Kapusuz, 06 Eylül 1989 günü Siirt’te, zalimin karşısında dimdik durarak şehit edildi. Onun hayatı, bir öğretmenin sadece ders vermekle kalmayıp, gerektiğinde vatanı için hayatını feda edebileceğinin en acı ve en onurlu ispatıydı. Adı, Ekmekçiler Köyü’nün taşlarına, öğrencilerin yüreğine ve milletin hafızasına silinmez harflerle yazıldı.
"O, tebeşiri elinden bırakıp, kanıyla toprağa yazdığı dersi asla unutulmayacak olan, vatanın suskun kahramanıdır."