"BAZI HAYATLAR KALEME DEĞİL, İMANA VE ÇELİKTEN BİR DURUŞA YAZILIR."
DESTANA ADANAN KİMLİK
Takvimler 1939 yılını gösterdiğinde, Hatay’ın mübarek topraklarında, Oğlakören (Sünberi) Köyü’nde bir yiğit dünyaya geldi. Adı Ahmet Bayraktar’dı. Fakat o, yalnızca bir isim değildi; o, millete adanmışlığın üçlü yeminiydi: Hafız, Ozan ve Memur. O, aynı zamanda, asırlık Türk destanlarının kudretini taşıyan bir mahlasla anılmayı seçmişti: Oğuzhan Dokuztuğlu. Bu, sadece bir şair adı değil, bir davanın bayrağıydı. Ahmet Bayraktar, yüreği Kuran’ın nuruyla yıkanmış bir hafız, ruhu Türk’ün sesiyle coşan bir ozandı; kalemi de kılıcı da vatan sevgisiyle bilenmişti.
MUKADDES YOL VE DEVLET HİZMETİ
Gençlik yılları, Kur’an kurslarında hafızlık tahsiliyle, kutsal kitaba olan derin bağlılığıyla geçti. Vatanın manevi kalkanını kuşanırken, diğer yandan Ozanlık geleneğiyle millete şiirler yazdı; Oğuzhan Dokuztuğlu mahlasıyla, millî ruhu besleyen destanlar ördü. Askerlik vazifesinin ardından, 1969 yılında, devlet hizmetine girmesi, onun için bir kariyer değil, bir andın yerine getirilmesiydi. İlk görev yeri Gaziantep Islahiye oldu. Ama kader onu, zorlu yılların çetin coğrafyasına, Hatay’ın Dörtyol ilçesine çağırdı. Burada, Orman Bölge Şefliği görevini üstlendi; sadece ağaçları değil, vatanın her karış toprağını namusu bilerek nöbet tutuyordu.
KADERİN ÇAĞIRDIĞI O GÜN
1979 yılı, memleketin üzerine kara bulutların çöktüğü, kutlu davaya can pahasına sahip çıkılması gereken bir zamandı. Ahmet Bayraktar, 05 Eylül 1979 günü, görev yerinde, vatanın kendisine emanet ettiği mesainin başındaydı. O, makamında oturan bir bürokrat değil, cephenin ön saflarındaki bir nefer gibiydi. Huzuru korumakla yükümlü olduğu Orman Bölge Şefliği, ideolojik kinin hedefi haline geldi.
O karanlık an geldiğinde, bölücü, devrimci solcu-komünist militanlar, görevin kutsallığına aldırmadan, silahlarını kuşanarak kutsal nöbet tutulan o mekâna baskın düzenlediler.
SON DURUŞ VE EBEDİ YEMİN
Gelenler, sadece bir binaya değil, Ahmet Bayraktar’ın temsil ettiği tüm manevi değerlere saldırmışlardı. Ham metin, o anki çatışmanın, o kahramanca duruşun detaylarını bize sunmaz; ama bu bilinmezlik, kahramanlığın büyüklüğünü daha da yüceltir. Bilinir ki, karşısında namlular yükseldiğinde, bir Ozanın ve bir Hafızın cesaretini, bir Ülkücünün sarsılmaz inancını taşıyordu. O, geri adım atmadı, eğilmedi, görev yerini terk etmedi.
Orman Bölge Şefliği’nde, görev başındayken, karanlık zihniyetin tetiklediği tabanca mermisinin hedefi oldu. Bu mermi, sadece Ahmet Bayraktar'ın bedenini vurmadı; o, 40 yıllık tertemiz bir hayatı, bir ozanın susturulan sesini, bir hafızın yeryüzündeki son nefesini vurdu. Ülküdaşımız Ahmet Bayraktar, Oğuzhan Dokuztuğlu, bu alçak baskın sonucu şehit edilerek, adını vatanın ebedi defterine yazdırdı.
"OĞUZHAN DOKUZTUĞLU’NUN SESİ SUSTU, ANCAK YAZDIĞI EN BÜYÜK ŞİİR, CANIYLA MÜHÜRLEDİĞİ O SON DURUŞ OLDU."