"Bazı hayatlar, karanlığa bir meşale olmak için en yüksek bedeli öder."
İSKİLİP’TEN ANKARA’YA UZANAN YEMİN
O, sıradanlığın perdesi altında gizlenmiş bir destanın kahramanıydı. Adı: FATMA ÇUKURELMALI. Kökeni, Anadolu’nun derinliklerinden, İSKİLİP’ten geliyordu. Bu toprakların mütevazı ruhunu taşıyan Fatma, hayatını alın teriyle kazanıyordu; mesleği İŞÇİ'ydi. O, ne bir makam sahibiydi ne de bir mevki düşkünü; O, sadece bir inancın, Ülkücü davanın sessiz ve kararlı neferiydi. Ankara, 1980 yılının fırtınalı başkenti, onun sadece çalıştığı yer değil, aynı zamanda sarsılmaz duruşunu sergilediği son cephe olacaktı.
BİR İŞÇİNİN KUTSAL MÜCADELESİ
Ankara sokakları tehlikeyle yoğrulurken, Fatma Çukurelmalı, bir işçi olarak verdiği emeğin yanı sıra, yüreğindeki sarsılmaz inançla da mücadele ediyordu. Onun hayatı, ideallere adanmışlık yeminiydi. Tehlikeler kapıdaydı, tehditler havada uçuşuyordu; ancak Fatma, sırtını dayadığı davasına ihanet etmedi. O’nun cesareti, gösterişli bir zırhta değil, günlük yaşamın risklerine rağmen vazgeçmemekte gizliydi. O, inancının bedelini ödemeye hazır, davasının sembolü olmuştu.
05 EYLÜL 1980: SON KARAR, SON ADIM
Ve takvimler, fedakârlığın ebediyete kazındığı o kara günü gösterdi: 05 EYLÜL 1980.
OLAY GÜNÜ’ne dair detaylar, tarihin karanlık dehlizlerinde saklı kaldı. Hangi hain tuzağın kurulduğu, hangi karanlık sokağın seçildiği, kime karşı durduğu bilinmiyor. Metinler suskun, detaylar eksik.
Ancak bu bilinmezlik, Fatma’nın kahramanlığını daha da yüceltiyor. Zira o, tam olarak bilmediğimiz bir tehlikeye, bir karanlığa, bile bile yürüdü. O, ya vazgeçilmesi istenen bir davayı haykırdı, ya da sadece varlığıyla düşmana meydan okudu. Eksik olan her kelime, Fatma’nın tehlikeye karşı attığı o tereddütsüz son adımın büyüklüğünü anlatır. O gün Ankara’da, bir işçi, hayatını hiçe sayarak, inancının ateşi sönmesin diye kendini feda etme kararlılığıyla yürüdü.
ANKARA’NIN MÜHÜRLENMİŞ ALIN YAZISI
Fatma Çukurelmalı, ANKARA’da düştü. Bir Ülkücü Şehit olarak, 05 Eylül 1980 tarihinde, ebedi istirahatgâhına uğurlandı.
İskilip’ten getirdiği onuru, Ankara’nın soğuk toprağına emanet etti. O’nun adı, tarihin kuru sayfalarında bir kayıt olmaktan çıktı; inanca, adanmışlığa ve hiçbir zaman vazgeçmeyecek olan ruhun direnişine dair destansı bir fısıltı oldu.
"Bazı isimler kısa yaşar, ama attıkları son adımın yankısı nesiller boyu sürer."