"Bazı ruhlar, yeryüzüne kısa bir ömür için gönderilir, ama bıraktıkları iz çağlar boyu sürecek bir destandır."
KİMLİĞİ VE YÜKSEK ÇAĞRI
Adı, bir adanmışlığın fısıltısıydı: MUHAMMET BAŞ. O, 4 Eylül 1978 tarihinde, İstanbul’un yangın yerine dönmüş sokaklarında, henüz hayatının baharında, bir Ülkücü Şehit olarak tarihe mühürlendi. Kayıtlar onu olgusal bir sıfatla anar: ÖĞRENCİ. Oysa o, sadece bir okulun öğrencisi değil, inandığı davanın sarsılmaz bir neferiydi. O karanlık dönemde, 15 yaşında olmasına rağmen, vatanın üzerindeki fırtınayı durdurmaya yemin etmiş, genç bir yüreğin timsaliydi.
GENÇ BİR RUHUN YEMİNİ
On beş yaş, gökyüzünün en yüksek hayallerinin kurulduğu çağdır. Fakat Muhammet Baş için hayaller, sadece gelecek değil, içinde yaşadığı anın çetin mücadelesiydi. Ortaokul sıralarında oturması gerekirken, o, İstanbul’un Gültepe semtinde, Harmantepe’de, Dispanser Caddesi’nin ve Duyan Sokağın her köşesini birer kale gibi görüyordu. O, sadece bu sokaklarda oturmuyor, bu sokakların namusunu ve geleceğini savunuyordu. Kendi yaşıtları çocukluğun son demlerini yaşarken, Muhammet, ağır bir sorumluluğun yükünü omuzlamıştı; omuzlarında, milletinin geleceğine dair destansı bir idealin ağırlığı vardı.
BİLİNMEYEN TOPRAĞIN VEDASI
Doğduğu yer, resmi kayıtlarda bir bilinmezlik perdesi ardında kalmış olabilir; ama onun manevi vatanı, uğruna canını verdiği İstanbul’du. O, adını bilmediğimiz bir topraktan gelip, mücadele bayrağını Gültepe’nin tam ortasına dikti. Artık onun evi, Duyan Sokağıydı; onun savaş alanı, komünist militanların tehdit ettiği her karış İstanbul toprağıydı. O, yürüdüğü her yola, duruşuyla, cesaretiyle ve imanıyla anlam katan, adanmış bir ruhun ayak izlerini bıraktı.
O KARANLIK GÜN VE İSTANBUL SOKAKLARI
04 EYLÜL 1978. Tarih, ülkenin en kritik çatışma günlerinden birine işaret ediyordu. İstanbul’un Gültepe semti, hain pusuların kurulduğu, ideolojik düşmanlığın kanla beslendiği bir cepheydi. Genç Muhammet, tehlikenin gölgesini hissetse de, inancından zerre taviz vermeden sokağa adım attı.
OLAY GÜNÜ: Kayıtlar, o anın dehşetini kelimelerle tarif etmez; sadece neticeyi yazar. O anın nasıl yaşandığı, hangi kararlılıkla yürüdüğü, son nefesinde dahi geri adım atıp atmadığı, tarihin sessiz sayfaları arasında saklıdır. Ancak bilinen bir gerçek vardır: Komünist militanlar, 15 yaşındaki bir genci, taşıdığı bayrak ve temsil ettiği ideal nedeniyle hedef aldı.
SON NEFESİN DESTANI
Muhammet Baş’ın son anları, bir yiğidin ateşe yürüme kararlılığıdır. O, karanlık ideolojilerin kurşunlarıyla karşı karşıya geldi. Kendisine yöneltilen ateşte, o genç bedeniyle sadece bir öğrenci değil, haysiyetini savunan bir kahraman duruyordu. Kurşunlar onu susturmaya yetse de, temsil ettiği ses ve ruhu öldürmeye yetmedi. O anın ayrıntılarının eksikliği, bu fedakarlığın büyüklüğünü daha da yüceltir: O, bir çatışmanın ortasında, geri çekilmek yerine, davası uğruna kararlılıkla ölüme yürüdü ve şehadet mertebesine yükseldi.
Muhammet Baş, 15 yaşında, en değerli varlığı olan canını, inançları uğruna feda ederek ölümsüzleşti. Onun cansız bedeni, Gültepe Sanayi mahallesindeki mezarlığa, bir destanın sessiz ve onurlu kapanışı olarak defnedildi. Ancak onun ruhu, 1978 yılının o Eylül ayında, İstanbul semalarında bir yıldız gibi parlamaya başladı.
"Ve İstanbul toprağı, 15 yaşındaki bir yiğidin kanıyla mühürlenen o genç yemini asla unutmadı."