"Bazı hayatlar kaleme değil, mermiye yazılır. Ali Kaya Alpay’ın hikayesi, toprağın sadakati uğruna feda edilen, yoksul ama yüce bir duruşun destanıdır."
KİMLİĞİ: TOPRAĞIN EN SADE TOHUMU
Ali Kaya Alpay… 04 Eylül 1976 tarihinde, kaderinin yazıldığı topraklar olan Elazığ’da şehadete yürüyen isimdi o. Elazığ’ın Aksaray mahallesinde, yoksulluğun ağır gölgesinin düştüğü fakir bir ailenin evladı olarak büyüdü. Ne okul sıraları ona nasip oldu, ne de uzun yıllar süren bir eğitim. İlkokulun ötesine geçemeyen bu genç adam, erken yaşta omuzlarına yüklenen sorumlulukla yüzleşti. Bir işçiydi o; bazen boya sandığıyla, bazen de ameleliğin zahmetiyle ailesine destek olmak için şehre inmiş, alın teriyle yazılmış bir hayatı seçmişti. Onun maddi varlığı yoktu, ancak manevi zenginliği çağları aşacak bir kuvvet taşıyordu.
RUHU VE ADANMIŞLIĞI: VAZGEÇİLMEYEN YEMİN
O, köyden getirdiği ilk terbiyeyi, yoksulluğun çelikleştirdiği karakteriyle birleştirdi. Ailesi ne kadar fakir olsa da, dinine ve milletine olan bağlılıkları bir o kadar derindi. Ali Kaya Alpay, vatanını, milletini ve dinini dünyanın bütün mevkilerinin, bütün mallarının üstünde tutan nadide bir ruhtu. Beş vakit namazını hayatının direği yapmış, ağırbaşlı duruşuyla çevresindekilere örnek olmuştu. O sadece bir işçi değil, aynı zamanda ülkücü mücadelenin sadık bir neferiydi. Büyük Ülkü Derneği’nde aldığı yer, onun sadece bir meslek sahibi değil, aynı zamanda büyük bir davanın yeminli askeri olduğunu gösteriyordu.
ALIN YAZISI: TEHLİKELERLE KUŞATILMIŞ CEPHE
Ali Kaya Alpay, sadece ekonomik zorluklarla savaşmıyordu. O, davasının gerektirdiği tehlikenin bilincindeydi. Daha önceden tehdit edilmiş, kalleşçe saldırılara maruz kalmış, ancak bu durum onu ne bir adım geri atmaya ne de inancından vazgeçmeye zorlayabilmişti. O biliyordu ki, savunduğu değerler uğruna verilen mücadele, canını ortaya koymayı gerektiriyordu. O bir sivil cephenin öncü askeriydi; hedef gösterilmiş, tehlikenin ateşi üzerine çevrilmişti. Fakat o, her günkü gibi, geri dönmeyi düşünmeden şehrin sokaklarında, alın terini dökerek vatanına hizmet etmeye devam etti.
SON MÜCADELE VE SON SÖZ: 04 EYLÜL 1976
Tarih 04 Eylül 1976’yı gösterdiğinde, kahramanımızın son adımları Elazığ sokaklarında yankılandı. Tunceli garajının bulunduğu mevkiideki bir İşhanı, onun için kurulmuş kalleş bir pusuya sahne olacaktı. Ali Kaya Alpay, her zamanki kararlılığıyla görevini yaparken, alçaklığın en şiddetli eylemiyle karşılaştı: İşhanının üst katlarından, göğsündeki imana nişan alan kurşunlar yağdı. O an, bir işçi kalbi, vatan aşkıyla tutuşmuş bir yürek, ihanetin soğuk mermileriyle sarsıldı. Ağır yaralanan Ali Kaya Alpay, derhal hastaneye kaldırıldı. Ancak fedakarlığın bedeli ödenmişti. Tıbbın bütün gayretlerine rağmen kurtarılamayarak, ardında bıraktığı aziz hatıra ve mücadele yeminiyle şehitlik mertebesine yükseldi.
Ali Kaya Alpay, yoksulluktan gelen bir isyanın değil, imandan gelen bir itaatin timsaliydi. O gün, sadece bir genç ölmedi; o gün, bir işçi, inancı ve vatanı uğruna kanıyla bu toprakları bir kez daha mühürledi.
EBEDİ HÜKÜM
"O, sadece 04 Eylül 1976’da düşmedi. O, hayatının her anında, yoksulluğa ve tehlikeye karşı dimdik durarak, şehadetin taçlandırması için adım adım yürüdü. Ali Kaya Alpay; alın terinin ve kutsal davanın sönmeyen meşalesidir."