"Bazı yürekler on dört bahar görmüş olsa da, taşıdığı imanla tarihin en büyük fedakârlıklarına adını yazdırır."
ELÂZIĞ’IN FİDANI: KİMLİĞİ VE YEMİNİ
Adı, geleceğe adanmışlığın sembolü: SEBAHATTİN GÜLER. Yıl 1976’yı gösterdiğinde, Anadolu coğrafyasının kalbi Elâzığ’da doğup büyüyen bu genç yiğit, henüz hayatının baharında, zorlu bir dönemin ortasına doğmuştu. O sadece bir isim değildi; o, milleti için canını hiçe sayacak bir iradenin en genç temsilcisiydi.
ON DÖRT YAŞINDAKİ ESNAF VE KUTSAL VAZİFE
Sebahattin Güler, on dört yaşındaydı. Gönlü vatan sevgisiyle doluyken, elleri rızkını kazanmakla meşguldü. Mesleği ESNAF’tı; ekmeğini ayakkabı boyacılığı yaparak kazanıyordu. O küçücük bedeniyle, sadece boya sandığını değil, inandığı değerleri de sırtlanmıştı. Bu zorlu yıllarda, kimileri çatışma ve nefreti yayarken, Sebahattin, her şeye rağmen dürüstlüğün ve idealizmin sembolü olarak Elâzığ sokaklarında dimdik duruyordu. Yaşı küçüktü, ancak duruşu asırlar sürecek bir destanın teminatıydı.
BİR RAMAZAN GÜNÜ: ADALETİN ÖNÜNDE
Takvimler 04 EYLÜL 1976’yı gösteriyordu. Müslümanlar için kutsal bir arınma ayı olan Ramazan’ın manevi huzuru, dönemin karanlık siyasi iklimiyle çarpışıyordu. O gün, Sebahattin her zamanki gibi Elâzığ sokaklarındaydı. Olayın yaşandığı nokta, adaletin simgesi olan Adliye binasının önüydü. Adliye önünde bulunmak, onun yalnızca bir esnaf değil, aynı zamanda şehrinin ve milletinin kaderine sahip çıkan bir nefer olduğunun da kanıtıydı.
KARARLI DİRENİŞ VE YAYLIM ATEŞİ
Gözü dönmüş komünist militanları, adaletin tecelli etmesi gereken o kutsal mekânın önünde, hain planlarını devreye soktu. Bilinmeyen bir anda, Sebahattin Güler, o karanlık güçlerin hedefi oldu. Bu sadece bir saldırı değil, bir idealin, bir duruşun imhası girişimiydi.
Yaylım ateşi başladı. Mermiler havada uğuldarken, Sebahattin'in o genç yüreği bir an olsun geri çekilmedi. O, yaşıtları parklarda oynarken, ülkesi için canını ortaya koymuştu. Yirmilik bir delikanlının bile zorlanacağı bir ateş çemberinde, o minicik vücuduyla kahramanlık destanının en acı sayfasını yazdı. Sebahattin Güler, komünist militanlarının düzenlediği yaylım ateşi sonucu düştü, ancak inandığı davası asla düşmedi.
EBEDİYETE UĞURLANIŞ
04 EYLÜL 1976’da Elâzığ’da, sadece bir çocuk değil, bir milletin geleceğe olan inancı şehit düştü. Sebahattin Güler, 14 yaşında bir fidan olarak, vatan toprağının en yüce mertebesine yükseldi. Onun cenazesi, doğduğu ve uğruna can verdiği memleketinde, Elâzığ’da toprağa verildi. O artık bir şehitti; ismi tarihe, cesareti genç nesillere miras kaldı. Onun boyadığı ayakkabılar, o günden sonra tertemiz kalplerin attığı her adımda parlayacaktı.
"O, adını sadece bir mezar taşına değil, vatanın onur mücadelesinin en genç defterine kanıyla yazdıran bir destandır."