"Bazı hayatlar yıllarla değil, taşıdıkları davanın ağırlığı ve fedakârlıklarının derinliği ile ölçülür."
GENÇ YÜREĞİN ÇAĞRISI
Adana’nın sarp topraklarında, Karataş’ın Tuzluoğlu Köyü’nde filizlendi Süleyman Kömekçi. Ancak kaderi onu, henüz on beş yaşındayken, Adana’nın Yenibey Mahallesi’nde, büyük bir mücadelenin tam ortasına çağırdı. O, sadece bir ortaokul öğrencisiydi; ömrünün baharında, kitapların ve oyunların dünyasında olması gereken bir gençti. Fakat Süleyman için hayat, kalemle değil, çelikten bir inançla yazılacaktı.
BABADAN OĞULA AKTARILAN ATEŞ
Süleyman’ın adanmışlığı, bir seçimden öte, bir mirastı. Evleri, milli mefkûrenin ve çetin bir duruşun kalesiydi. Babası, yiğit Duran Kömekçi, MHP Adana Merkez İlçe Teşkilatının şerefli bir üyesiydi. Evin duvarları, sadece babanın değil, ağabeyinin de kararlılığıyla örülmüştü; zira ağabeyi dahi, aynı ülkücü mücadele uğruna omuzladığı yükten dolayı cezaevinin soğuk demirleri ardındaydı. Süleyman, bu kutsal kavganın en genç neferiydi; ailesinin verdiği yemini, henüz gencecik omuzlarında taşıyordu.
KADERİN YOLCULUĞU VE SON ADIM
Tarih 04 Eylül 1980’i gösterdiğinde, Adana’nın gökyüzü ağır bir vedaya hazırlanıyordu. O gün, Süleyman, sarsılmaz direnişin timsali babası Duran Kömekçi ile birlikte, evlerinin yolunu tutmuştu. Bu, sıradan bir eve dönüş yürüyüşü değildi; bu, ülkenin en çetin dönemecinde, ideallerin bedelinin ödendiği, tehlikenin kol gezdiği bir yolculuktu. Onlar, ne pahasına olursa olsun geri adım atmayacaklarını bilerek yürüyorlardı.
İKİ YÜREK, TEK BİR HİLAL UĞRUNA
Karanlık, kalleş bir tuzak (pusu) ile kurulmuştu. Hürriyet ve inanç yolundan dönmeyen bu iki mücahid, devrimci solcu-komünist militanların kurduğu hain pusunun hedefi oldu. Silahlı saldırı, babanın ve oğulun sarsılmaz duruşunu hedef almıştı.
Süleyman, henüz on beş yaşındaydı. O gün, sadece bir genç değil, babasıyla yan yana duran bir yiğit olarak tarihe geçti. Onlar, yürüdükleri yolda, sırt sırta durarak; ne korkuyu ne de ihaneti kabul ettiler. Duran Kömekçi ile oğlu Süleyman Kömekçi, aynı anda, aynı ülkü uğruna can vererek şehadet şerbetini içtiler.
EBEDİ VEFA
On beş yaşındaki bir fidanın, inancından vazgeçmeyerek babasıyla birlikte toprağa düşüşü, yalnızca bir kayıp değil, tarihin en hüzünlü ve en güçlü destanlarından biri oldu. Onlar, en karanlık günde dahi davalarından dönmeyen, aile mirasını canları pahasına koruyan iki kahraman olarak Adana’nın ve milletin hafızasına kazındılar.
"Adı Süleyman'dı, ama omuzladığı yük, bir imparatorluğun davasıydı. On beş yıllık ömrüyle, nesiller boyu sürecek bir destanın ilk satırını yazmıştır."