“Bazılarının vatan aşkı, sadece kendi canını değil, o uğurda yetiştirdiği evladının kaderini de göze almaktan geçer. Duran Kömekçi’nin mirası, bu çift başlı fedakârlığın destanıdır.”
ANA VATANIN YÜREĞİNDEN BİR MUHTAR
Adana’nın Karataş ilçesi, Tuzluoğlu Köyü’nden fışkırmış, toprağın sadakatiyle yoğrulmuş bir isimdi Duran Kömekçi. O, sadece bir baba, bir eş değil; Yenibey Mahallesi’nin sesi, seçilmiş vicdanı, yani bir MUHTAR idi. Görevi, sadece mahallenin işlerini yürütmek değil, aynı zamanda o zorlu yıllarda davasının sarsılmaz bir kalesi olmaktı.
O’nun davası, Adana Merkez İlçe Teşkilatı’nda MHP’nin saflarında mühürlenmişti. Bu duruş, sadece bir siyasi tercih değil, hayatının merkezine koyduğu bir adanmışlık yeminiydi.
ADANMIŞLIĞIN BEŞ YÜREK MİRASI
Duran Kömekçi, evliydi ve beş evlat sahibiydi. Ancak onun ailesi, dönemin çetin mücadelesinin acımasız aynasıydı. Beş çocuğundan biri, ülkücü mücadelenin onurlu bedelini ödeyerek cezaevinde tutuluyordu. Bir baba için, vatanın bekası uğruna kendi kanının dört duvar arasında kalışını bilmekten daha büyük bir çile olamazdı. O, bu ağır yükü omuzlamış, davasını sadece sözle değil, evladıyla ispatlamış bir kahramandı.
O, mücadelenin sadece dışarıda değil, hane içinde de sürdüğünü bilen, kararlılığını asla yitirmeyen bir direniş timsaliydi.
04 EYLÜL 1980: EYLÜL’ÜN KARANLIK GÖLGESİ
Tarih 04 Eylül 1980’i gösterdiğinde, Adana sokakları artık sadece taş ve asfalttan ibaret değildi; her köşe, pusu ve ihanet kokan bir cephe haline gelmişti. İşte bu korku ve kaos günlerinde, Duran Kömekçi, inancından zerre taviz vermeden mahallesinde yaşamaya devam etti.
Onun varlığı, davaya adanmışlığın somut bir kanıtıydı; bu yüzden de karanlığın hedefi haline gelmesi kaçınılmazdı.
SON YOLCULUK VE BABA-OĞUL VEDASI
O kader anında, kahraman Duran Kömekçi, en küçük oğlu Süleyman Kömekçi ile birlikte, evlerinin yolunu tutuyordu. Bu basit yürüyüş, baba ve oğul için sıradan bir eve dönüş anı olmaktan çıkmış, bilinçli bir fedakârlık yürüyüşüne dönüşmüştü.
Zira o an, pusunun kurulduğunu bilen, gözleri nefretle dolu devrimci solcu-komünist militanlar, en acımasız saldırılarını gerçekleştirmek üzere beklemekteydi. Duran Kömekçi, o dar sokakta, oğlunu koruma içgüdüsüyle mi, yoksa davasının son adımını atmanın bilinciyle mi yürüdü bilinmez; ancak geri dönmeyi düşünmedi.
Onların üzerine kurşunlar yağarken, o an yaşananlar, kuru bir biyografinin satırlarına sığmayacak, sadece vatan için can verenlerin kalbine kazınacak bir destana dönüştü.
ADI ZAMANA KAZINAN ŞEHADET
Duran Kömekçi ve oğlu Süleyman Kömekçi, hain pusunun hedefi oldular. Babası ile omuz omuza yürüyen Süleyman da, davasının ve babasının yanında, canını feda etti. 04 Eylül 1980 günü Adana’da, Muhtar Duran Kömekçi, sadece şehit olmakla kalmadı; evlatlarıyla birlikte mücadeleyi ölümsüzleştirdi. O ve oğlu, aynı davaya, aynı kararlılığa sahip iki nefer olarak, şehadet mertebesine birlikte yürüdüler. Onların ortak vedası, fedakârlığın en yüce örneği olarak tarihin sayfalarına kanla yazıldı.
“Bu topraklar, babasıyla beraber yürüyen oğulların attığı son adıma şahittir. Onlar, ölümü değil, adanmışlığı miras bıraktılar.”