"Bazı ruhlar, vatanın en karanlık gecesinde bile ışık olmaya yemin ederler ve bu yeminin bedelini canlarıyla öderler."
KİMLİĞİ VE YÜKLENDİĞİ ONUR YÜKÜ
Ordu’nun Fatsa ilçesinden fışkıran yiğit bir fidan, Celal Cimiç. Henüz 28 baharını yaşamış gencecik bir ömürdü o. Ancak Celal Cimiç, sadece bir isim değil, dönemin zorlu ve tehditkâr siyasi atmosferinde, inançlarının ve halkının sesi olmaya cesaret etmiş bir duruştu.
O, makam peşinde koşmadı; halka hizmet etme andını seçti. İstanbul’un kalabalık nefesinde, Kaynarca Belde Belediyesi'nin MHP Meclis Üyesi olarak görev yapıyordu. Bu unvan, 1980 yılının o kasvetli günlerinde, bir zırh değil; hedef tahtası olmayı göze almak demekti. O, Pendik’te, Çamçeşme’de halkının arasında yaşamayı, tehlikeden kaçınmamayı tercih etti.
ADANMIŞLIĞIN SESSİZ KALELERİ
Celal Cimiç’in yaşamı, adanmışlığın en yüksek perdesinde çalınan bir melodiydi. O, sadece siyaset yapan biri değil, bir davanın neferiydi. Her gün yürüdüğü yollar, oturduğu kahvehaneler ve elini sıktığı insanlar, onun bağlı olduğu değerlerin canlı tanıklarıydı.
Biliyordu ki, karanlık güçler, halkın temsilcilerini susturmak için fırsat kolluyordu. Ancak o, korkuya yenik düşmeyi reddetti. Her adımını, her kararını, yüklendiği onurun ve mesuliyetin ağırlığıyla attı. O, tehlikenin ortasında dimdik durarak, idealler uğruna savaşmanın ne demek olduğunu kanıtladı.
04 EYLÜL 1980: İHANETİN PUSUYA DÖNÜŞTÜĞÜ AN
Takvimler, ülkenin kaderinin yeniden yazıldığı 04 Eylül 1980 Perşembe gününü gösteriyordu. İstanbul, Pendik, Çamçeşme. Celal Cimiç, her zamanki gibi, halkının toplandığı bir kahvehanede oturuyordu. Orası, siyasi kimliğinden sıyrılıp, bölge insanıyla nefes aldığı bir huzur çemberiydi.
İşte tam bu huzur anında, karanlık bir gölge üzerlerine çöktü. Yasa dışı sol örgüt olan TKP/ML TİKKO militanları, bir korkaklık eylemiyle kahvehaneyi bastılar. Bu, bir çatışma değil; bir temsilcinin, halkın önünde infaz edilme girişimiydi. Onların hedefi, sadece bir bedeni susturmak değil, Celal Cimiç’in temsil ettiği tüm ülkücü iradeyi ve kararlılığı kurşunlamaktı.
SON NEFES VE KAHRAMANIN EBEDİ MÜHRÜ
Baskın anında yaşananlar, kahramanın son duruşu ve teslim olmamak için gösterdiği kararlılık, tarihin derinliklerinde saklıdır. Ancak bilinen tek bir gerçek vardır: Silahların gölgesinde dahi Celal Cimiç geri adım atmadı, davasından vazgeçmedi.
Yüreğini vatan aşkıyla mühürlemişti ve düşmanın namluları karşısında, sadece 28 yaşındayken, davası uğruna kurşunlanmak suretiyle şehitlik mertebesine yürüdü. O, bedenini düşman ideolojisinin şiddetine karşı bir kalkan yaparak hayatını feda etti.
Celal Cimiç, canını verdiği Pendik/İstanbul’da, Kavakpınar Kocamezarlığı’nda, sonsuzluğa uğurlandı. O, sadece bir meclis üyesi olarak değil, inançları uğruna ölüme meydan okuyan destansı bir şehit olarak toprağa verildi.
"O, yalnızca bir bedeni değil, bir davanın onurunu toprağa verdi. Adı, yiğitliğin ebedi destanına yazılmıştır; zira bazı hayatlar biter, ancak bazı duruşlar asla sona ermez."