"Bazı ömürler kısadır; lakin bu kısa ömürler, bir milletin vicdanına kazınan destansı bir adanmışlıkla çağları aşar."
KİMLİĞİ VE BÜYÜK YEMİN
Anadolu'nun çetin topraklarından, Yozgat'ın Çekerek ilçesinden filizlenmiş, ruhunu Ankara’nın çalkantılı sokaklarında yetiştirmişti. Adı Adem Pekmezci’ydi. O, henüz hayatının baharında, 29 Ekim Ortaokulu sıralarında oturması gereken, geleceği bekleyen bir ÖĞRENCİ idi. Ama takvim yaprakları ve dönemin karanlığı, onu çok daha büyük bir davanın erliğine terfi ettirmişti. Ne bir askerdi, ne de yaşı kemale ermiş bir dava adamı; o, yalnızca 14 YAŞINDAYDI. Akdere’de, Peyami Safa mahallesindeki bademli sokak, onun sessizliğe adanmış, mücadeleyle dolu kısacık ömrünün son ikametgâhı olacaktı.
ATEŞLE SINANAN ÇOCUKLUK
Adem’in hikayesi, daha çocuk denecek yaşta, hayatın acımasız sınavıyla başladı. Henüz 11 YAŞINDAYKEN, Ankara’nın kalbinde, Abidinpaşa su deposunun olduğu yerde, inandığı değerlere düşman olan devrimci solcu-komünist militanların hedefi haline gelmişti. Masumiyetin bu denli erken bir saldırıyla sınanması yürek yakıcıydı. O saldırıda ağır yaralandı. Vücudunda taşıdığı o ilk yara izleri, sadece fiziksel bir hasar değil, aynı zamanda ideallerine olan bağlılığının mühürü, o küçük yaşta verdiği geri dönülmez yeminin bir nişanesiydi. O, daha ilkokul çağlarında, hayatının her anının bir mücadele olduğunu öğrenmiş, cesareti yaralarından damıtmıştı.
SON GECE: KARANLIĞIN EN VURUCU ANI
Yıl 1979’u gösterirken, Türkiye kaosu ve kutuplaşmanın en acı günlerini yaşıyordu. 3 Eylül’ü, 4 Eylül’e bağlayan o meşum gece, saatler 01.30’u gösterdiğinde, alçaklığın en şiddetli eylemi gerçekleşti. Devrimci solcu-komünist militanlar, bir öğrencinin, bir evladın en kutsal sığınağı olan yuvasına, karanlığın örtüsü altında baskın düzenlediler.
Bu, cephede yüzleşme değil, pusu kurma, vicdanı donduran bir korkaklık eylemiydi. Gözlerini kin bürümüş olanlar, bir çocuğun evine, penceresinden içeri ateş açarak saldırdılar.
ŞEHADETİN İŞARETİ: 04 EYLÜL 1979
Ne yazık ki, o gece açılan kahpe ateş, 14 yaşındaki Adem’i, daha yaşayacağı nice baharları çalınarak hedef aldı. Ülküdaşımız, evinin içinde, hayatının en masum anında, yatağında veya penceresinin hemen yanında, olay yerinde şehit düştü.
Takvim 04 EYLÜL 1979’u işaret ederken, Ankara, sadece bir öğrencinin değil, aynı zamanda çağının zorluklarına 14 yaşında göğüs germiş, canını ortaya koymaktan çekinmemiş bir kahramanın aziz hatırasını kucakladı. Adem Pekmezci, gençliğinin ateşiyle yandığı idealleri uğruna can vererek, adını tarihe sadece bir isim olarak değil, zorbalığa karşı duran sarsılmaz bir imanın sembolü olarak yazdırdı.
"O sadece 14 yaşındaydı, ama bıraktığı emanet bir milletin hafızasında nesiller boyu yankılanacak olan, baskıya boyun eğmeyen sarsılmaz bir imandır."