"Kimi zaman en büyük kahramanlıklar, bir tamirhanenin tozlu camları ardında, sessizce örülür ve o kahramanlar, sadece bir dava uğruna değil, bir milletin geleceği uğruna da hayatlarını feda ederler."
BİR YİĞİTİN MÜHÜRÜ VE SOY KÜTÜĞÜ
Mersin'in kadim topraklarında, Tarsus ilçesinin şahitliğinde doğdu Halil Kuşkonmaz. Onun doğuşu, sıradan bir hayatın başlangıcı değil; bir ülküye adanmışlığın tohumlarıydı. O, sadece bir isimden ibaret değildi; o, ailesinin de benimsediği sarsılmaz bir ülkücü duruşun, geleceğe uzanan sancağıydı. Henüz hayatının baharında, 24 yaşında olmasına rağmen, omuzlarında büyük bir sorumluluk taşıyordu: Evliydi ve iki küçük canın babasıydı. Genç yaşına rağmen, yurdun üzerindeki her türlü tehdidin farkında olan, cesur bir baba, adanmış bir vatan evladıydı.
HAK YOLUNDA BİR ESNAF: MÜCADELE VE OCAK
Halil Kuşkonmaz, yüksek mevkilerde değil, halkın tam kalbinde mücadele veren bir kahramandı. Mesleği, alnının terini akıttığı, onurlu bir esnaflıktı. Yeşilyol Caddesi üzerinde, her gün dükkânının kapısını besmeleyle açan, bisiklet ve motosiklet tamirciliği yaparak rızkını kazanan mütevazı bir yiğitti. O, sadece demirleri değil, aynı zamanda yürekleri de tamir eden bir ruh taşıyordu. Ailece ikamet ettikleri Cetvel-Gaziler mahallesinde, komşusu, dostu ve inancının yaşayan bir örneğiydi. Halil, hayatını idamesi ile ülkesine olan adanmışlığını birleştirmiş; tamirhanesini, davasının sessiz bir kalesi haline getirmişti.
SON SABAHIN GÖLGESİ
Takvimler, milletin en zorlu imtihanlarından birinin yaşandığı 03 Eylül 1980 Çarşamba sabahını gösteriyordu. Halil, her sabah yaptığı gibi, işyerinin hemen bitişiğinde, esnaf arkadaşlarıyla birlikte bir masa etrafında oturuyordu. Sabah saat 10.00 sularıydı. Memleketin halini, geleceğini merak eden bir ruhla, sırtı yola dönük vaziyette, bir gazeteyi okuyordu. Bu duruş, bir ülkücünün saflığı, mertliği ve arkasından hançerlenebileceğini düşünmeyen dürüstlüğünü simgeliyordu. O an, Halil ne bir çatışmadaydı, ne de bir pusunun ortasında; o an, sadece sırtını dostlarına dayayan, omuz omuza hayat süren bir esnaftı.
ADANMIŞLIĞIN BEDELİ VE SON NEFES
Ancak, karanlık ideolojilerin ve hainliğin gölgesi, Mersin’in sokaklarına çoktan sinmişti. Bir yiğidin cesaretine karşı çıkmaya yüzü olmayan, iki komünist militan, Halil’in sırtının yola dönük vaziyetini fırsat bildi. Hainlik, her zaman en masum anı seçerdi. Korkakça ve kalleşçe bir eylemle, omuzlarının üzerinden arkadan ateş açtılar. Halil Kuşkonmaz, okuduğu gazetenin sayfaları arasına düşerken, şehadet şerbetini içiyordu.
O gün, 24 yıllık kısa ömrünü, iki evladını ve sevgili eşini ardında bırakarak, ülkesine olan en büyük sözünü tuttu. O mermiler, sadece bir esnafın bedenine değil, bir milletin adanmışlık ruhuna sıkılmıştı; fakat o ruh, yenilmezdi. Halil’in kanı, toprağa düştüğü anda, bir vatan mührü oldu. Bu büyük fedakârlığın ardından, onun aziz cenazesi, Tarsus'un tarihi derinliğini taşıyan Ashabı Kehf Mezarlığı'na, sonsuzluğun ve ölümsüzlüğün yanına defnedildi. Halil, gök kubbede yankılanan destansı bir adanmışlıkla, 03 Eylül 1980 tarihinde şehitlik mertebesine erişti.
"O, sadece 24 yıla sığdırdığı destanı tamamladı. Fakat toprağa düşen her yiğit gibi, ardında bıraktığı miras, Mersin’in her köşesinde bir sancağa, ülkücü hareketin yılmaz ruhuna dönüştü."