"Bazı hayatlar, sadece geçim kaygısıyla değil, milletin namusuyla kurulur; kazancı cam kesiği, kaderi ise iman kesiğidir."
KİMLİĞİ VE ALIN TERİ
Adı Yaşar Akgül’dü. O, sıradan bir hayatın arkasına gizlenmiş büyük bir cesaretin timsaliydi. Adana’nın bereketli topraklarında, Karsanti Kasabası’nda (Yeni Aladağ) doğmuştu. Yüreği hem ailesine hem de vatanın geleceğine adanmıştı. 35 yıllık kısa ömründe, ardında göğsümüzü dağlayan bir miras bıraktı: Bir eş ve dört masum çocuk. Adana PTT Evleri Mahallesi’ndeki evinde, rızkını dürüstçe, camcılık yaparak kazanıyordu. Elleri nasırlı, yüreği ise çelikten bir esnaftı o. Gündüzleri alın teriyle cam takarken, geceleri ülkü uğruna sancağı taşıyan bir kahramandı.
ADANMIŞLIĞIN İLK SANCILARI
Henüz 18 yaşındayken, gençliğin en dinamik çağında, davasına hizmet etmek üzere Adana merkezin çetin sokaklarına yürüdü. O, sadece bir nefer değildi; o, idealist gençliğin öncüsüydü. Genç Ülkücüler Teşkilatı’nın kuruluşunda, yani bir destanın temelleri atılırken, bizzat kurucular arasında yer aldı. Onun hayatı, fikrin cüretle, alın terinin ise imkânla buluştuğu o tehlikeli dönemeçte bir pusula gibi parladı. O, karanlık çağın ortasında, milletin geleceğine ışık tutan camları kesen bir esnaf ve o camları koruyan bir fedaiydi.
O KARANLIK GÖREV VE İHANET
Tarih 03 Eylül 1978’i gösterdiğinde, Yaşar Akgül, her zamanki gibi camcılık zanaatının gereğini yerine getirmek üzere yola çıktı. Gittiği yer Yavuzlar Mahallesi’ydi. O gün, meslek onuru onu, düşmanlığın gölgesinin düştüğü bir pastaneye götürdü. Pastane sahibine ait camları takmak için uğraşıyordu; zira o pastane sahibi, komünistlerin tehditleri yüzünden korkuya kapılmıştı. Ancak korku, sadakati yendi. O camları takmak için gelen ülküdaşımızı ihbar eden ve sonra da kaçıp giden, müşterisinin kalbindeki o korkak ihanet, Yaşar Akgül’ü yalnızlığa terk etti. O, bir ekmek teknesinde, davasının en sıcak cephesine terk edilmişti.
DESTANDIR O KARARLI DURUŞ
Yaşar Akgül, elinde aletleri, görevinin başında duruyordu. Hain bir pusu, o an Adana sokaklarında kuruldu. Davanın düşmanları, bir esnafı, bir camcıyı bile korkakça hedef almaktan çekinmediler. Önce kalleşçe bir el bombası patladı, sarsıntı ve duman ortalığı kapladı. Ancak Yaşar Akgül duruşundan taviz vermedi. Ardından, çapraz ateşin acımasız yaylım ateşi başladı. Bu, sadece bir saldırı değil, bir kahramanın azmine karşı girişilen toplu bir infaz girişimiydi. O, vazgeçmedi. Vücuduna tam 36 kurşun isabet edene dek, mesleğinin ve davasının onurunu korudu.
ŞEHADETİ VE EBEDİ DÖNÜŞ
Yaşar Akgül, mücadelesini Yavuzlar Mahallesi’nin ortasında, tam da o pastanenin camlarını takarken noktaladı. Olay yerinde, son nefesini verdiği yerde, davasının şahitliğini yaparak şehit oldu. O gün Adana, sadece bir evladını kaybetmedi; direnişin en sarsılmaz örneğini sonsuzluğa uğurladı.
Naaşı, doğduğu topraklara, köyüne götürüldü ve milletinin sinesine emanet edildi. Yaşar Akgül, dört çocuğuna bıraktığı isim temizliğiyle ve davasına olan adanmışlığıyla, 35 yaşında ebedi bir destanın kahramanı olarak tarihe yazıldı.
"Yaşar Akgül, 35 yıllık ömründe dört çocuğuna camdan bir yuva kurdu; o camlar kırıldı ama davasının ışığı sonsuza dek parladı."