"Korkunun gölgelediği topraklarda, ışığı taşıyanların fedakârlığı bir destandır."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN RUHU
O, 36 yıllık ömrünü sıradan bir hayat sürmeye değil, bir ülküye adamış bir meşaleydi. Adı ZÜHTÜ GÜLER. Yalnızca bir öğretmen ve ilköğretim müfettişi olmakla kalmamış; milletin geleceğini inşa etme davasının da en ön saflarında durmuştu. Ülkücü hareketin kalbinde atan bir isimdi; ÜLKÜ-BİR’in yönetim kademelerinde görev üstlenerek, adanmışlığını bir makam odasının dört duvarının ötesine taşımıştı. Otuz altı yaşı, bir erkeğin enerjisinin, tecrübesinin ve idealizminin zirveye ulaştığı yaş; onun içinse, canını feda etmenin eşiğiydi.
EĞİTİMİN KALESİ VE KAHRAMANIN VAZİFESİ
Zühtü Güler’in görev yeri, İstanbul’un karmaşık atmosferinde, Beyoğlu Refik Saydam Caddesi üzerindeki İstanbul İlköğretim Müdürlüğüydü. O, kuru evraklar arasında değil, geleceğin filizlendiği eğitim yuvalarının denetçisi olarak, milli bilinci güçlendirme görevini üstlenmişti. Müfettişlik cübbesi, onun için aynı zamanda davasının üniformasıydı. O, kurumların içine sızan karanlığa karşı, ilmin ve ülkücü duruşun aydınlık yüzü olarak görev yaparken, tehlikenin her an kapısını çalacağını biliyordu. 1980 yılının Eylül’ü, ülkenin en çalkantılı, en tehlikeli dehlizlerinden biriydi; bu ortamda görevine devam etmek, sıradan bir mesai değil, her gün verilen bir kahramanlık yeminiydi.
03 EYLÜL 1980: KADERİN ÇAĞRISI
03 Eylül 1980 Çarşamba günü, kaderin yazıldığı gündü. İstanbul, o dönemin acımasız ideolojik savaşının merkez üssüydü. Müfettiş Zühtü Güler, tıpkı diğer günler gibi, görevinin başında, makamında bulunuyordu. Saatler 11.00’ı gösterdiğinde, eğitim ve aydınlanma yuvası olan bu resmi bina, alçak bir pusunun hedefi oldu.
SON DURUŞ VE ŞEHADET
İki silahlı komünist militan, vicdanlarını kaybetmiş bir nefretle, Zühtü Güler’in bulunduğu yeri bastı. Bu bir çatışma değildi; bu, bir idealin ortadan kaldırılmasına yönelik soğuk kanlı bir infaz girişimiydi. O anlarda Zühtü Güler’in duruşu, son sözleri bilinmez; ancak tehlikenin ortasında makamını terk etmeyişi, onun geri adım atmayan kararlılığının en büyük kanıtıdır.
Aydınlık için çalışan bir müfettişin vücudu, vatanın birliği için atılan kurşunlara hedef oldu. Vücudunun çeşitli yerlerine aldığı mermi yaraları, onun adanmışlığının bedeli olarak kaydedildi. Şehit Zühtü Güler, makamında, görev yerinde düşerek, mücadelesini kanıyla mühürledi.
Bu karanlık saldırıda, o sadece kendi canını feda etmedi; amcası olan İstanbul İlköğretim Müdürü Halis Güler ve müdür yardımcılarından Battal Özdemir de ağır yara alarak, o günkü hainliğin boyutlarını gözler önüne serdiler.
MİRAS VE EBEDİ İSTİRAHAT
Zühtü Güler, 36 yaşında, inandığı davanın ve milletine olan vazifesinin bedelini en ağır şekilde ödedi. O, sadece bir meslektaşını değil, bir ülküdaşını da koruyarak, canını feda etti. Bedeni, emanet edildiği Hasköy Mezarlığı’nda ebedi huzuruna kavuşurken, ismi 03 Eylül 1980 tarihine, ülkücü hareketin yılmaz kahramanları arasına yazıldı.
O, müfettiş cübbesiyle bir cephede savaşmış ve geriye, asla unutulmayacak bir fedakârlık dersi bırakmıştır.
"Kahramanlık, en karanlık anda bile vazifeye sahip çıkmaktır; ölüm bir son değil, ebedi bir başlangıçtır."