"Bazı hayatlar, daha baharında, tüm umutları ve vaatleriyle beraber bir destana dönüşür; Ferhat Özkan Sarı'nın öyküsü de, sevdanın ve davanın ateşiyle mühürlenmiş, yarım kalmış bir yemin defteridir."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YUVASI
1979 yılının o kara eylül sabahına giden yolda, Tarsus toprağı, yiğit bir ÜLKÜCÜ genci bağrında besliyordu. FERHAT ÖZKAN SARI. O, Mersin'in Tarsus ilçesine bağlı Camilimanda köyünde dünyaya gözlerini açmış, ancak ailesiyle birlikte Bolatlı köyünün sıcak ve sade atmosferinde büyümüştü. Gençliğini, azmini ve davasını sarsılmaz bir inançla taşıyan Ferhat, henüz 18 yaşındaydı.
YARIM KALAN BAHTİYARLIK VE ALIN TERİ
Hayatını alın teriyle yoğuran bu 18 yıllık kısa ömrün büyük bir kısmı, Tarsus'un Demirkapı semtinde, Eski Çukobirlik binasının hemen yanı başındaki küçük dükkânında geçti. Elleri, bisikletlerin narin telleri ve motosikletlerin çelik iskeletleri üzerinde hayat buluyordu. O, sadece bir tamirci değil, geleceğini ilmek ilmek dokuyan genç bir usta adayıydı.
Ve hayatının en büyük vaadi kapıdaydı. Evlenmek üzereydi; sevdiği kadına kavuşmasına, o mutlu yuvayı kurmasına çok az kalmıştı. Nikâhının üzerinden yalnızca 18 gün geçmişti ve Tarsus'un sokaklarında düğün telaşının tatlı heyecanı yankılanıyordu. Ferhat, yalnızca bir davanın değil, aynı zamanda tertemiz bir yuvanın da kahramanı olmaya hazırlanıyordu.
O VEDA GECESİ
03 EYLÜL 1979 akşamıydı. Gecenin karanlığı, henüz tam anlamıyla çökmemişti; saatler 22.00 sularını gösteriyordu. O gece, Ferhat ÖZKAN SARI, bir kahramanlık eylemi için değil, yalnızca kalbini dinleyerek, hayat arkadaşına duyduğu saf sevgiyle bir adım attı. Evden çıktı. Tek amacı, işten dönecek olan eşini karşılamak, onunla yürüyerek yuvaya dönmekti.
Ancak kader, karanlık bir gölge gibi Ferhat'ın attığı her adımı izliyordu.
KORKAK PUSU VE SON NEFES
Sevdaya yürüyen o masum ayaklar, ne yazık ki hain bir tuzağa doğru ilerliyordu. Demirkapı Camii'nin arka sokağı, pusu kuranların soğuk ve alçakça bekleyişine sahne oldu. Komünist militanlar, Ferhat'ın davasını, dürüstlüğünü ve geleceğe dair umutlarını hedef aldılar.
O an, sevdiğine kavuşmak için uzattığı eli yerine, namluların acımasız sesi yükseldi. Gençlik rüyaları ve 18 gün önce kıyılan nikâhın vaadi, Tarsus'un karanlık sokağında kana bulandı. Ağır yaralanan Ferhat, umutla hastaneye yetiştirilmeye çalışılırken, kalbinde taşıdığı ülkü ve sevda ateşi yavaşça sönmeye başladı. Daha hastaneye varamadan, yolda şehadet mertebesine erişti.
Onun 18 yıllık temiz hayatı, alçak bir pusunun kurbanı olarak ebediyete intikal etti. Genç damatlık hayalleri, Tarsus Şehir Mezarlığı'nın sessizliğinde toprağa verildi ve bu yiğit ülkücünün adı, mücadele tarihinin en genç ve en masum kurbanları arasına yazıldı.
"Yüreğinde taşıdığı sevda türküsü, Tarsus’un toprağına karışmış, 18 yıllık ömrü ise vatanın bekası için ödenen en temiz bedel olmuştur. Unutulmasın ki, fedakarlık, bazen bir bisiklet tamircisinin, bir akşamüstü attığı son adımda saklıdır."