"Kimi hayatlar, sadece yaşanmak için değil, uğruna verilen yeminleri taşımak için vardır. Ülkücü Şehit Adem Erdem, 1980'in ateş çemberine kendi ruhunu kalkan yapan bir fedakârlık abidesidir."
---
KİMLİĞİ VE BİR YUVANIN MİHVERİ
Adana'nın bereketli topraklarında, Pozantı’nın Kamışlı (Tahtalı) köyünde başladı hayatı. Henüz kırk bahar görmüş bir çınardı; fakat omuzlarındaki yük, çağının tüm ağırlığını taşıyordu. O, sadece bir birey değil, koca bir ailenin, bir yuvanın mihenk taşıydı. Gözlerine umutla bakan sekiz evladı vardı. Sekiz can! Ve o, bu sekiz cana helal lokma götürürken, ülkesinin geleceğini de dert edinen adanmış bir babaydı. Adana’nın Denizli Mahallesi’nde ikamet eden, hem ailesine hem de davasına sadık bir kahramandı.
MÜDÜRÜN MÜCADELESİ VE YEMİNİ
Adem Erdem, sıradan bir memur değildi. Adana Öğretmen Lisesi’nde aldığı eğitimin ruhunu, Orhan Gazi Ortaokulu’nda Müdür olarak verdiği her karara yansıtıyordu. Onun makamı, sadece bir idarecilik yeri değil, milli ruhun yeşerdiği bir sancak mevkiydi. Ülkü-Bir’in sarsılmaz ilkelerine gönül vermiş bir nefer olarak, ülkenin en çalkantılı döneminde, genç zihinlere doğruyu ve dürüstlüğü aşılamak için gece gündüz mücadele etti. O, kalemini ve makamını, idealler uğruna bir kılıç gibi kullanan nadir cesaret örneklerinden biriydi. Onun duruşu, karanlık ideolojilerin yayılmaya çalıştığı o zorlu günlerde, hem öğrencileri hem de meslektaşları için sağlam bir kaya anlamına geliyordu.
SON ZİYARET VE PUSU
Takvimler, 02 EYLÜL 1980 Salı gününü gösteriyordu. Yurt Mahallesi’nde bulunan kardeşinin tuhafiye dükkânına uğramış, belki de ailesi için küçük bir ihtiyacı gidermek üzere yola çıkmıştı. Bu, sıradan bir öğleden sonrası ziyaretiydi; masumiyetin ve günlük hayatın rutin bir anı. Ancak o günün saat 14:00 sularında, vatan ve ideal düşmanları, bir pusuda bekliyordu. Komünist militanlar, bir eğitimcinin, bir babanın en savunmasız anını seçmişlerdi.
O KARANLIK GÜN VE YÜREĞE SAPLANAN HAINLİK
Adem Erdem, dükkândan çıkarak, hayatına ve görevine doğru son adımlarını atarken, sırtından vuruldu. Bu alçak saldırı, sadece bir kurşun yarası değil, aynı zamanda millete ve ülküye duyulan kinin en alçakça ifadesiydi. Karşısına çıkacak cesareti bulamayanlar, kahramanlık zırhını çıkarıp bir anlığına baba şefkatiyle hareket ettiği o kritik anda, en büyük hainliği yaptılar. Ağır yaralı olarak Numune Hastanesi’ne kaldırıldı. Adana’nın hastane koridorları, bir kahramanın yaşam mücadelesine tanıklık ediyordu. O çelik gibi irade, vücudunun yorgun düşen etine direniyordu; ancak hainliğin ağırlığı, kırk yıllık ömrün son saniyesini getirdi.
ŞEHADETİ VE EBEDİ YOLCULUK
Müdür Adem Erdem, o kutsal emaneti göğsünde taşıyarak, bedenini vatana adamanın son nişanesini tamamladı ve şehitlik mertebesine yükseldi. Adı, 02 Eylül 1980 tarihine, kanla yazılmış bir onur belgesi olarak mühürlendi. Cenazesi, doğduğu topraklara, Adana-Pozantı’nın Kamışlı köyüne götürüldü. O artık sadece sekiz çocuğun babası değil, uğruna can verilen ülkülerin ölümsüz evladıydı. Kırk yaşında, bir eğitimci olarak girdiği zorlu yoldan, bayraklaşan bir isim olarak ayrıldı.
---
"Adem Erdem, sadece bir müdür değildi; o, 1980 yılının zorlu takvimine, sekiz yetimin babasının kanıyla yazılmış silinmez bir cesaret mührü olarak kazınmıştır. Veda etmeden önce dahi, duruşuyla ders veren büyük kahramandır."