"Bazı hayatlar, yarım kalmış bir destan olsa da, taşıdıkları imanla ebediyete ulaşır."
ESKİŞEHİR'İN YÜREĞİ: KİMLİĞİ VE İLK ADIMLARI
29 Mart 1959’da, davasına ve vatanına beşik olacak Eskişehir topraklarında, bir destanın başlangıcı gibi dünyaya geldi Nurullah Tetikel. Doğduğu şehir, onun kaderi, onun ilk ve son mekânı olacaktı. Osman Gazi mahallesinin dar sokaklarında büyürken, yaşıtlarının aksine, genç kalbi erken yaşta büyük bir gayeyle tanıştı. O, sadece bu topraklarda yaşayan bir genç değil, milletinin geleceğine adanmış bir fidan olarak yetişiyordu.
YÜREĞİNDEKİ KUTSAL NİŞAN: HAFIZ VE VAZİFE AŞIĞI
Daha ortaokul sıralarındayken, davanın ve hakikatin çağrısına kayıtsız kalmadı. Ülkücü teşkilatların disiplinli ve iman dolu saflarına katıldı. Ancak Nurullah’ı yaşıtlarından ayıran daha derin bir ruhani mertebe vardı: O bir Hafız'dı. Kutsal kelamın ışığını yüreğine nakşetmişti. Bu bilgi, onun duruşuna derinlik, yoluna ise sarsılmaz bir kararlılık katıyordu. Onun hayatında 'meslek' hanesi boş kalmış olsa da, bu bir eksiklik değil, bir tercihti: Zira onun mesleği, imanı, davası ve kesintisiz vazife bilinciydi.
SON GÖREV VE VEDASIZ YOLCULUK
Lise eğitimini tamamladığında, her Türk genci gibi, vatan borcunu ödemek üzere askere uğurlandı. Görevini şerefle tamamlayıp dağıtım iznine geldiğinde, kısa süreliğine de olsa Eskişehir’in hasretini gidermişti. Ancak onun için dinlenmek, beklemek anlamına gelmiyordu. İzindeyken dahi davasına olan bağlılığı sebebiyle teşkilat faaliyetlerine katıldı, kalbi hep milletin meselesiyle atıyordu.
İzin süresi dolmuştu. Görev onu geri çağırıyordu. Kendi gibi askere teslim olması gereken tertipleriyle bir araya geldi. Tam 13 can, Kütahya yolunda kendilerini bekleyen görev yerine ulaşmak için bir minibüs kiraladı. Bu, sıradan bir yolculuk değil, hizmete dönen adanmış ruhların son ortak seferiydi.
KADERİN VURUCU ANI VE EBEDİ DÖNÜŞ
02 Eylül 1979. Sabahın aydınlığına karışan o karanlık an.
Kütahya yolunda ilerleyen araç, aniden yoldan çıktı. Belki bir saniye, belki bir viraj... Sadece 13 kişinin bulunduğu araç, şiddetle savruldu ve takla attı. Geriye kalanlar, bir hurdalık ve toz bulutuydu. O kargaşada, o dehşet verici sarsıntıda, kaderin acımasız seçimi ortaya çıktı. O minibüse binen 13 candan 12’si, hayatta kalmanın ağırlığını omuzlarken; Nurullah, yara almanın ve ağır yükü üstlenmenin kaderini yaşadı.
Beyin kanaması geçirmişti. Görev yerine yürümek üzere yola çıkan o mübarek ruh, henüz cepheye varmadan, göreve dönerken sonsuzluğa yürüdü. Nurullah Tetikel, vazifeye giden yolda, 20 yaşında, şehadet mertebesine ulaştı. Onun şehadeti, sadece bir trafik kazası olarak değil, davasına olan bağlılığının keskin bir nişanesi olarak tarihe yazıldı.
"O, cepheye yürürken değil, göreve dönerken şehit düştü; çünkü onun hayatında duraklama diye bir kavram yoktu, sadece vazife vardı."