"Bazı ruhlar, sadece bir mesleği değil, bir vatanın geleceğini inşa etmek için doğar."
MÜHENDİSİN YÜREĞİ: RİZE'DEN ANKARA'YA ADANMIŞLIK
O, Rize’nin sarp coğrafyasında, Hemşin ilçesinin Mutlu mahallesinde, bir irade abidesi olarak dünyaya geldi. Adı DURSUN İNCE idi. Kalemi de, yüreği de çelik kadar sağlamdı; zira o, sadece bir vatan evladı değil, ülkenin geleceğini ilmek ilmek dokuyacak bir MAKİNE MÜHENDİSİ idi. Rize’deki yuvasını ve huzurunu bırakarak, adanmışlık yemini ettiği ideallerinin peşinden başkent Ankara’ya uzanmış, ziraatın ve bilimin ülkücü neferlerini bir araya getiren Ziraat Mühendisler Birliği’nin saflarına katılmıştı. O, inancını sadece kalbinde taşımayan, aynı zamanda ilmiyle mücadelesine yön veren nadir kahramanlardandı.
GAYENİN MASASINDA: DOSTLUK VE SOHBET
Takvimler 02 EYLÜL 1980’i gösterdiğinde, Ankara’da, Ziraatçılar Birliği’nin lokalinde, bir araya gelmişlerdi. Bu buluşma ne basit bir yemek ziyafeti, ne de sıradan bir toplantıydı. Dursun İnce ve ülküdaşları; Refik Aslan, Ahmet Çelik ve Hikmet Zağlanmış, memleketin kaderini, fikirlerini ve ülkülerini paylaşıyor, yarınları inşa etmenin yollarını konuşuyorlardı. Bu masa, sadece bir yemek masası değil, ülkenin vicdanının oturduğu, yüksek gayelerin fısıldandığı bir adanmışlık kürsüsüydü. Huzurun ve bilimin sesi, karanlık bir fırtınanın yaklaştığını henüz bilmiyordu.
ZULMETİN BASKINI VE SON DİK DURUŞ
Ve sonra, o alçakça saldırı gerçekleşti. Yurtlarını ve ideallerini savunmaktan başka suçu olmayan bu erdemli insanlara karşı, devrimci solcu-komünist militanların eli tetikteydi. Mekân, bir anda barış ve sohbet yuvasından, ölümcül bir siper alanına dönüştü. Silahlar patladı. O an, tarihin en çetin seçimlerinden biri yaşandı: Kaçmak mı, yoksa inancının ve arkadaşlarının yanında kalarak o ateş çemberine yürümek mi?
Oğlunun, arkadaşının ve davasının önünde duran Dursun İnce’nin son adımı, tarihi kayıtlara geçmese de, cesaretin en saf haliydi. Bir Makine Mühendisi, o an bedenini davasına kurban eden bir fedaiye dönüştü. O karanlık baskın anında, diğer üç ülküdaşıyla birlikte (Refik Aslan, Ahmet Çelik, Hikmet Zağlanmış) zulmün kurşunlarına hedef oldu. Bu hain saldırıda, dört fidan toprağa düşerken, beş ülküdaşımız da ağır yaralanarak geride derin bir yara bıraktı.
ZAMANIN DURDUĞU AN: ŞANLI VEDA
02 EYLÜL 1980, Dursun İnce’nin ve üç yiğit arkadaşının bedelini ödediği, vatanın hafızasına kazınan o gün oldu. O an durdu, çünkü bir mühendis, bir ülkücü, en kıymetli varlığı olan canını, inandığı değerlere feda etti. Onun şehadeti, kuru bir ölüm değil, ülkücü hareketin o çetin yıllarda ödediği ağır bedelin, cesaretle alınmış en görkemli nişanıydı.
EBEDİ NÖBET: VATAN TOPRAĞINDA HUZUR
Ankara’nın karmaşasında başlayan bu şanlı yolculuk, ait olduğu topraklarda nihayete erdi. Kahramanın cenazesi, doğduğu ve yemin ettiği o topraklara, Rize’nin Hemşin ilçesi Mutlu mahallesi mezarlığına getirildi. Orada, Karadeniz’in hırçın sularının ve yaylalarının şahitliğinde, ülkülerinin ebedi nöbetine başladı. Dursun İnce, mühendisliğiyle aydınlatmayı amaçladığı vatanın, artık kendisini kucaklayan kutsal bir parçası oldu.
"İsimler unutulur, tarihler silinir; ancak inancın uğruna ödenen bedelin yankısı, nesiller boyu vatan toprağında yankılanır."