"Vatan sevgisi bir gence miras kaldığında, ömür takvim yapraklarıyla değil, taşıdığı ateşle ölçülür."
KİMLİĞİ VE BİR GENÇ ADANMIŞLIĞI
Adı, Türk tarihinin derinliklerinden gelen bir kararlılığı çağrıştırıyordu: Mustafa Ertuğrul Tuncer. Yalnızca 19 bahar görmüş, ancak o kısa ömrüne çağlar sürecek bir duruş sığdırmıştı. O, sadece bir öğrenci değildi; Ankara’nın en köklü eğitim kurumlarından Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin Makina Bölümü’nde geleceği inşa etmeye aday bir zihin taşıyordu. Aynı zamanda esnaf olarak yaşamın ve mücadelenin tam ortasında, elini taşın altına koyanlardandı.
O, disiplinin ve onurun mirasçısıydı. Emekli bir subayın evladı olarak, vatan aşkını kuru bir söz değil, bir hayat biçimi olarak öğrenmişti. Ailesi, başkentin kalbi Ankara’nın İncesu semtinde, ülkenin en çalkantılı döneminde dahi sarsılmaz bir kale misali dimdik duruyordu.
İDEALLERİN GÖLGESİNDE YAŞAM
Mustafa Ertuğrul Tuncer, 1980 yılının karanlık ve puslu günlerinde, bir ideal uğruna nefes alıp veren bir neslin temsilcisiydi. Gençliğin en coşkulu çağında, geleceğini kendi elleriyle çizen bir mühendis adayıyken, milletinin mukadderatını kendi omzunda taşıma sorumluluğunu da yüklenmişti. Onun yürüyüşü, sadece Hasan Ali Yücel Caddesi üzerinde atılan sıradan adımlar değil, zor zamanlarda dahi ülkülerinden taviz vermeyen bir gencin cesaret manifestosuydu.
O KARANLIK GÜN: ANKARA'DA VAKUR DURUŞ
Takvimler 02 Eylül 1980’i gösterdiğinde, Ankara’nın üzerine çöken siyasi gerilim, kahramanlık destanına dönüşecek bir trajediye gebeydi. Mustafa, tıpkı her günkü gibi, vicdanının sesini takip ederek sokaklardaydı. Belki bir kitaba yetişecek, belki bir arkadaşına omuz verecekti; ancak kader, onun yürüyüşünü ebedi bir marşa dönüştürmeyi seçti.
O an, haset ve kinle dolu, millete düşman zihniyetin temsilcisi olan vatan haini kızıl komünistlerin hedefi haline geldi.
ŞEHADETİN SON NEFESİ
Hasan Ali Yücel Caddesi üzerinde, kalleşçe bir pusu kuruldu. Silahlar ateşlendiğinde, o kurşunlar sadece 19 yaşındaki bir gencin bedenine değil, dürüstlüğe, ülküye ve Türkiye’nin geleceğine sıkılmıştı. Mustafa Ertuğrul Tuncer’in bedeni o karanlık saldırı karşısında düşse de, duruşu asla yere düşmedi.
Bilinmezliğin sis perdesi ardında kalan o son anlar, onun fedakârlığının yüceliğini artırmaktadır. Saldırının detayları kayıtlarda yer almasa da, bilinen tek gerçek şuydu: Mustafa Ertuğrul Tuncer, inandığı değerler uğruna, Ankara sokaklarında canını feda eden bir ülkü eri olarak, şerefli şehitler kervanına katıldı. O, 19 yaşında tamamlanmış bir destandı.
"Mustafa Ertuğrul Tuncer, 19 yaşının baharında değil, 1980 yılının o kara eylülünde, vatanın ebedi defterine adını kanıyla yazan yiğitlerdendir; Unutulanlar değil, emanet bırakanlardır."