"Bazı hayatlar, bitiş çizgisine varmadan bir destanın başlangıcı olur; 24 yıllık ömür, ülkü uğruna verilmiş sonsuz bir yeminin mührüdür."
KİMLİĞİ VE YÜKSEK İDEALİ
O, Anadolu’nun kalbinden, Samsun’un Bafra ilçesine bağlı Dedeli Köyü’nden yükselen bir umuttu. Adı, Refik Aslan. Yaşadığı çağın karanlığına ışık tutmaya kararlı, 24 yaşında bir fidan. Sırtında taşıdığı yük, sadece gençliğin heyecanı değil; Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde aldığı eğitimle, yarınlara şifa taşıma idealiydi. O, sadece Bafra’da ikamet eden bir genç değil, milletinin vicdanını omuzlayan, yüksek ülkülerin peşinde koşan bir öğrenciydi.
ERZURUM’DAN ANKARA’YA UZANAN ADANMIŞLIK
Takvimler 1980 yılının çalkantılı günlerini gösterirken, Refik Aslan geçici bir ziyaret için Ankara’daydı. Şehrin sokakları ideolojik kutuplaşmanın keskin rüzgârlarıyla savruluyordu, ancak Refik Aslan’ın aradığı, siyasi kavga değil; ülküdaşlarının sıcak sohbeti ve kardeşlik ruhuydu. Erzurum’daki ağır eğitim yükünü bir kenara bırakmış, Ankara’da fikirlerinin yoldaşlarıyla bir araya gelmişti.
KARARLILIĞIN SOHBET SOFRASI
Güneş batmış, 02 Eylül 1980 akşamı başkentin puslu havası Ziraatçılar Birliği lokalinde toplananların muhabbetiyle ısınıyordu. Refik Aslan, ülküdaşları Ahmet Çelik, Hikmet Sağlam ve Dursun İnce ile aynı masada, gönül birliği içinde yemek yiyor, geleceğin Türkiyesi üzerine sessiz ama güçlü bir sohbet sürdürüyorlardı. Burası bir karargâh değil, ideal birliğiyle kenetlenmiş yüreklerin toplandığı bir barınaktı.
ATEŞ ÇEMBERİ VE EYLÜL VURGUNU
Ancak o kader anı geldiğinde, yurdun üzerine çöken hain ellerin gölgesi, bu masum meclisi de buldu. Hiçbir uyarı, hiçbir kaçış ihtimali yoktu. Ortamın huzuru, devrimci solcu-komünist militanların alçakça ve organize baskınıyla parçalandı. Birden silahlar patladı, barış dolu lokal bir anda ateş çemberine dönüştü.
Bu, Refik Aslan için bir tercihten öte, bir kaderdi; o, masadan kaçıp gitmek yerine, inandığı değerlerin tam ortasında, yoldaşlarının yanında kaldı. Geleceğin doktoru, can veren değil, canını feda eden kahramanlık makamına yürüdü.
Refik Aslan, o karanlık baskının ortasında, ülküdaşları Ahmet Çelik, Hikmet Sağlam ve Dursun İnce ile birlikte, ihanet dolu kurşunlara hedef oldu. Tıp eğitimini tamamlayıp vatana hizmet etme hayali, Ankara’nın o kanlı lokalinde, 02 Eylül 1980 tarihinde son buldu. 24 yıllık kısa ömrü, büyük bir fedakârlıkla mühürlendi. Onlar, ne bir savaş meydanında ne de bir çatışmada düştüler; onlar, sadece sohbet ederken, fikirleri ve varlıkları nedeniyle hedef alındılar.
"Refik Aslan, ne zaman bir yara kanasa, ne zaman bir ideal hatırlansa; onun adı, o yarayı iyileştirmek için yola çıkıp, adaletin sağlanması uğruna şehadete yürüyenlerin en parlak yıldızı olarak anılacaktır."