"Bazı hayatlar kısadır, ama taşıdıkları ideal, çağlar boyu sürecek bir destanın başlangıcıdır."
MALATYA’DAN İSKENDERUN’A YÜREK YOLCULUĞU
Salih Tokgöz... Bu isim, Malatya’nın Darende ilçesinin Ayvalı Köyü’nde, sade ve dürüst bir ailenin ocağında filizlenmiştir. Babası Mustafa ve annesi Zeynep Hanım’ın alnının teriyle kurduğu, rızkın ve namusun simgesi olan bakkal dükkânının sıcaklığında büyüdü. O, sadece bir evin evladı değil, toprağına, bayrağına ve milletine olan aşkla yoğrulmuş bir davanın gencecik neferiydi.
YARIM KALAN MİSAK VE GENÇLİK ANDI
Henüz hayatının baharında, sadece 19 yaşındaydı. Gözlerinde geleceğin ışığı, yüreğinde ise vatan sevdası yanıyordu. Salih Tokgöz, gençliğini boş heveslerle değil, ülkü uğruna adadı; adını Ülkücü Gençlik Derneği’nin şeref defterine yazdırdı. Onun için vatan sevgisi sadece bir söylem değil, görevdi. Öyle ki, bu görevi resmi bir üniforma altında ifa etmek için Astsubaylık sınavına girmiş, o şanlı kapının müjdesini, vatana hizmetin yeminini edebileceği anı büyük bir heyecanla bekliyordu. O, hayatını henüz tanzim ederken, kaderi onu en yüce mertebeye çağırdı.
O KARANLIK GÜN: 02 EYLÜL 1979
Tarihler 02 Eylül 1979 Pazar gününe dönerken, Hatay’ın İskenderun ilçesi, adeta bir kahramanlık ateşinin yakılacağı son sahneye hazırlanıyordu. Güneş, saat 17.00 sularında, Salih’in babasına ait dükkânın üzerine son ışıklarını dökerken, o bölgede sıradanlık sona erdi. Dükkânın yakınında duran Salih, beklemediği bir anda, karanlık gölgelerin kurduğu kalleş bir pusuyla yüzleşti.
KAHRAMANLIK VE SON VURUŞ
İnsanlıktan nasibini almamış, devrimci solcu ve komünistlerin düzenlediği bu hain baskın, Salih Tokgöz’ün bulunduğu noktayı hedef aldı. Burası artık bir ticaret mekânı değil, imanın ve namusun son mevziisiydi.
Salih Tokgöz, o kritik anda, sadece kendi canını değil, temsil ettiği sarsılmaz duruşu korumayı seçti. Yanında bulunan dava eri Ali Atar ve o an misafir olarak orada bulunan, DDY İşçisi Hüseyin Bozdoğan ile birlikte, bu korkak pusunun karşısında dimdik durdu. Katillerin dükkânı tarayan kurşunları, sadece üç bedeni hedef almadı; bir idealin ışığını söndürmeyi amaçladı.
Ancak kurşunların sesi kesildiğinde, onlar yenilmiş değildi. Salih Tokgöz, Ali Atar ve Hüseyin Bozdoğan, o karanlık saldırının ortasında, dürüstlük ve vatanseverlik uğruna şehadete yürüdüler. Salih, 19 yaşında sadece canını değil, adını da bu milletin kalbine ve hafızasına kazıyarak ebediyete intikal etti. O, vatanı bekleyen o şanlı kapıya Astsubay olarak değil, doğrudan Şehitler Makamı’ndan girmeyi seçmişti.
"Salih Tokgöz, 19 yaşında sadece bir can değil, bir milletin vicdanına kazınmış sarsılmaz bir yemindir. O artık, gökyüzüne yazılmış bir destandır."