"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir ideale adanmışlık yeminiyle başlar ve vatanın bekası uğruna verilen son nefeste mühürlenir."
KAHRAMANIN DOĞUŞU VE HAKİKATE YÜRÜYÜŞÜ
Hasan Hüseyin Bozdoğan, 1948 yılında, Kahramanmaraş’ın kadim toprağı Ekinözü ilçesinde (eski adıyla “Cela” kasabası) dünyaya gözlerini açtı. Daha çocuk denecek yaşta, yüreği çelikleşmiş bir nefer gibi, eski adı Cela olan okulda ilköğretimini tamamladıktan hemen sonra, hayatın çarkları arasına girerek çalışma hayatına adım attı. Onun hikayesi, Anadolu’nun derinlerinden gelip, milletinin istikbali için ateşe yürüyen bir adamın destanıydı.
AİLE OCAĞI VE ÇELİKLEŞEN DURUŞ
Vatan borcu geldiğinde tereddüt etmedi. 24 Eylül 1968 ile 25 Eylül 1970 tarihleri arasında askerlik görevini şerefle yerine getirdikten hemen sonra, yuvayı kurma vazifesini de tamamladı. Evliydi ve geride bırakacağı iki can, iki evlat, onun bu dünyadaki en kıymetli mirasıydı.
1974 yılının 1 Temmuz günü, ailesi ve idealleriyle birlikte Hatay’ın hareketli şehri İskenderun’a geldi. Burada, devlet hizmetinde bir memur olarak Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nda (DDY) görev yapıyordu. Ancak onun hizmet aşkı sadece resmi görevleriyle sınırlı kalmadı; o, İskenderun’daki milli ruhun da mimarıydı.
YEMİNLİ ADANMIŞLIK VE DİRENİŞİN SİPERİ
Hasan Hüseyin Bozdoğan, kuru bir memur değildi; o, davasının kurucu neferiydi. İskenderun’da Ülkü Ocakları Derneği Şubesi’nin kurucularından biri olarak, bayrağın ve bilginin ışığını yaymak için en önde saf tuttu.
Bu adanmışlık, o dönemin karanlık atmosferinde yüksek bir bedel gerektiriyordu. O, tehlikenin farkındaydı ve daha önceden de aynı karanlık ellerin saldırısına maruz kalmıştı. Ama bu tehditler, onun geri adım atmasına değil, aksine davasına daha sıkı sarılmasına neden oldu. O, yılmaz bir iradeyle, tehditlerin gölgesinde dahi yolundan sapmadı.
SON ZİYARET: KARARAN CUMARTESİ
Takvimler 1979 yılının Eylül ayını, resmi kayıtlar ise 02 Eylül Pazar gününü gösterse de, fedakarlığın yaşandığı an Cumartesi günüydü.
Saatler 17.00’ı gösterirken, Hasan Hüseyin Bozdoğan, ülküdaşlık hukukunu yerine getirmek için tehlikenin kalbine doğru bir adım attı. Ülkücü İşçiler Derneği yönetim kurulu üyesi olan Hasan Basri Özbey’in torna dükkanına misafirliğe gitmişti. Bu dükkan, sadece bir iş yeri değil, aynı zamanda milli davanın bir nevi sığınağıydı.
O an, pusu kurulmuştu. Devrimci solcu-komünist unsurlar tarafından dükkana alçakça bir baskın düzenlendi. Bu baskın, sadece bir saldırı değil, bir ideali susturma girişimiydi.
ATEŞİN ORTASINDAKİ SON DURUŞ
DDY İşçisi ve Ülkü Ocakları’nın kurucu neferi olan Hüseyin Bozdoğan, o daracık mekanda, dükkanın çalışanları Ali Atar ve Salih Tokgöz ile birlikte gafil avlandı. Baskıncılar dükkanı tararken, o, misafir olarak bulunduğu o kutsal mekanda, geri çekilmek yerine şehadete yürüdü.
Onun son anı, kuru bir şiddet olayından ibaret değildi; bu, bir idealin namusunu korumak için verilen, son kurşunla mühürlenen büyük bir fedakarlıktı. 02 Eylül 1979 günü, Hatay-İskenderun’da, memuriyetinin ötesinde bir vazifeyi yerine getirerek; milleti için canını ortaya koydu ve destanlar listesine adını kanıyla yazdırdı.
"Görevini sadece devletine değil, milleti için de canıyla ödeyenler, tarihin değil, vatanın ebedi hafızasına yazılırlar."