"Yirmi dört yıllık bir ömre sığan o büyük yemin, en karanlık sabahın bile üzerine doğan en keskin ışıktır."
KİMLİĞİ VE BÜYÜK YEMİN
O, sadece bir isim değildi; o, adanmışlığın ta kendisiydi: Ülkücü Şehit İsmail Uygun. Hayatı, henüz en taze çağında, bir idealin hizmetine verilmişti. Ortaköy Eğitim Enstitüsü’nün diplomasını almasına rağmen, hayatının asıl eğitimi vatan sevgisi üzerine kurulmuştu. Onun duruşu kesindi, kararı netti: O, safını ülkücü hareketin yanında olmakla seçmişti; bu bir seçim değil, ruhunun zorunlu kıldığı bir yemin gibiydi.
YÜREĞİNDEKİ OCAK VE TİCARETİN ZIRHI
İsmail Uygun, 24 yıllık kısa ömrüne büyük sorumluluklar sığdırdı. Bir yanda maddiyatın ve ticaretin gerektirdiği ciddiyet vardı; Malkoç Nakliyat Şirketi’nin ortağıydı, serbest mesleği icra ediyordu. Diğer yanda ise manevi davanın yükü vardı; o, İstanbul Bakırköy Ülkü Ocağı Derneği Yönetim Kurulu üyelerindendi. Genç yaşına rağmen, hem işini hem de idealini omuzlayan bir neferdi. Onun mesleği sadece nakliyat değil, aynı zamanda ülkülerinin geleceğe taşınmasıydı.
EYLÜL’ÜN KARA ŞAFAĞI
Tarih 01 Eylül 1980’i gösterdiğinde, İstanbul’un üzerinde ağır, kurşuni bir kader gölgesi vardı. Bu, İsmail Uygun’un, davasının ölümsüzlük mührüyle taçlanacağı o kahır günün şafağıydı. O gün, genç bir adamın işine gidişi, bir ihanet planının son adımı olacaktı.
FEDAKARLIĞIN SON ADIMI: SAAT 07.00
Henüz güneş tam olarak yüzünü göstermemişti. Saat sabah 07.00 sıralarındaydı. İsmail Uygun, her zamanki kararlılığıyla işyerine doğru yola çıkmıştı. O, hayatın ve mesuliyetin çağırdığı yere yürüyordu. Ancak bu sadık yürüyüş, pusuda bekleyen karanlık tarafından alçakça hedef alındı.
Hiçbir kavgaya girmeden, hiçbir söz söylemeden, sadece görevine yürürken, iki komünist militan tarafından aniden kurşunlanarak yere düşürüldü. Onun kahramanlığı, o sabah kurulan pusuya karşı geri adım atmamasında, canını hiçe sayan bir idealin ışığını taşımasında gizlidir. İsmail Uygun’un düşüşü, sadece bir can kaybı değil, davanın sarsılmazlığını kanıtlayan yüce bir fedakârlık eylemiydi. Gözleri, 24 yaşında veda ederken bile, inandığı yolda attığı son adımı tescillemişti.
BİR ŞEHADET DESTANI
İstanbul, o 1 Eylül sabahı, ülkücü hareketin genç bir yöneticisini, bir iş insanını değil; en cesur yüreklerinden birini toprağına emanet etti. İsmail Uygun, kuru bir tarihin değil, adanmışlığın ne anlama geldiğini kanıtlayan kahramanlık metinlerinin arasına adını altın harflerle yazdırdı.
"O artık sadece bir isim değil, İstanbul’un toprağına kazınan bir onur destanı, 1 Eylül’ün asla unutulmayacak şehadeti olarak kalmıştır."