"Bir yiğit, 20 yaşında omuzladığı yeminle, karanlığın ortasına bir güneş gibi doğar. O, sadece bir öğrenci değil, adandığı davanın sönmez meşalesiydi."
KİMLİĞİ VE YÜREKTEKİ YEMİN
O, Antalya'nın Doyran Beldesi'nin toprağında filizlendi. Adı Murat Çalışkan’dı. Eğitim hayatının ilk, orta ve lise basamaklarını doğduğu şehirde tamamladıktan sonra, kader onu Burdur Eğitim Enstitüsü’ne çağırdı. Ancak bu gidiş, sıradan bir öğrencinin yolculuğu değildi; bu, bir kahramanın tehlikeye doğru attığı ilk adımdı. 20 yaşında, henüz hayatının baharında olmasına rağmen, çevresindeki karmaşayı net bir şekilde görüyordu. Okulun o dönemde Komünistlerin hakimiyetinde olması, onun ruhundaki ateşi daha da harladı. Çevresindeki arkadaşlarına ve ağabeylerine ilan ettiği o destansı söz, onun manifestosu oldu: "Ben bu okulu komünistlerin elinden kurtaracağım." Bu yemin, Murat’ın varlık sebebi haline gelmişti.
ADANMIŞLIĞIN BEDELİ: TEHDİTLERE RAĞMEN İLERLEYİŞ
Murat Çalışkan, bu kutsal göreve başlar başlamaz tehlikeyi de beraberinde getirdi. Okul ortamı, onun varlığına tahammül edemeyenler tarafından tehditlerle kuşatıldı. Ona okula gelmemesi yönünde uyarılar yapıldı, hayatı hedef gösterildi. Ancak bir dava adamı, korkunun gölgesine sığınmazdı. O, tehditlere meydan okuyarak, kararlılıkla eğitimine ve davasına devam etti. Ekonomik durumu iyi olan ailesinin sağladığı imkânı bile davası için bir araç kıldı: Şahsına ait Murat 124 marka aracı, Burdur’daki Ülkücü faaliyetlerin kritik bir destek noktasıydı. O, sadece canını değil, maddiyatını da bu yolda feda etmekten çekinmedi.
SON SÖZ VE HELALLİK ANI
Okulun kapanmasıyla yaz tatili için memleketi Antalya'ya dönmüş, ancak zihni yarım kalan eğitimindeydi. Yaz okulu için hazırlıklar yapıyordu. Geri dönülmez bir yolun eşiğinde olduğunu hisseden Murat, son derece sarsıcı bir vedaya hazırlanıyordu. Annesinin karşısına geçerek, o kehanet dolu ve yürek yakan cümleyi sarf etti: "Anne benim adımı okudular, beni öldürecekler!!!" O an, sadece bir oğul annesinden helallik istemiyordu; o, adanmışlığı uğruna şehadeti kabul etmiş bir yiğitti. Helalliğini aldıktan sonra, alnına yazılan kaderi karşılamak üzere Burdur’a, yaz okulu için yola çıktı.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ (OLAY GÜNÜ)
O karanlık gün, 1978 yılının yazında, bir akşam ders arasında yaşandı. Yaz okulu için bulunduğu okulda, hain bir pusu onu bekliyordu. Komünistlerden oluşan kalabalık bir grup, tek başına bir yiğidin üzerine çullandı. Acımasızca, sopalarla dövülen Murat’ın direnişi, kalabalığın vahşeti karşısında bedenen teslim oldu. Bu canavarca saldırıyı daha da ileri taşıyan gurup, onu okulun üçüncü katından aşağıya, beton zemine fırlattı.
Kıymetli Ülküdaşları hemen yetişti. Murat’ı hızla Burdur Devlet Hastanesi’ne ulaştırdılar. Ancak saldırının dehşeti büyüktü; durumu ağırdı. Tam teşekküllü bir hastaneye, en yakınına, Antalya’ya götürülmesi gerekiyordu. Arkadaşları, annesinin kalbini kırmamak için, “Teyzeciğim Murat hastalandı, onu evinize getireceğiz” diyerek o acı haberi sakladı. Kahramanın kendi fedakâr aracı, Murat 124, yaralı sahibini son kez baba ocağına taşıdı. Oradan da Antalya Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.
KAHRAMANIN SON NEFESİ VE ÖLÜMSÜZLÜK
Acılı babası, evladının hayatını kurtarmak için tüm imkânları seferber etti. Doktorlara tüm masrafları karşılayacağını söyledi, hatta özel uçak kiralayarak Ankara’ya götürmek için uçak ücretini bile ödedi. Ancak Murat’ın bedeni, aldığı darbenin şiddetine yenik düşmüştü. Doktorlar, o yolu gidecek kadar dahi zaman kaybına vücudunun dayanamayacağını söylediler.
Murat Çalışkan, bir ay'a yakın bir süre komada, sessiz bir direnişte yattı. 01 Eylül 1978 Cuma günü, genç kalbi bu savaşa daha fazla dayanamadı. "Darpa dayalı kalp ve akciğer yetmezliğinden" şehadete yürüdü.
Cenazesi, Antalya'nın Doyran Şeyh Kamil Mezarlığı'na defnedildi. Kabri başında toplanan yüzlerce Ülküdaşı, Burdur’da kalan elbiselerini ailesine teslim ettikten sonra, iman tazeleyerek Ülkücü yemini ettiler. Murat, geride bıraktığı o destansı yeminle ölümsüzleşti ve mezar taşına gururla "Üniversiteli" diye yazıldı. O, okulu komünistlerin elinden kurtarma yeminiyle yola çıkmış, bedelini canıyla ödemiş ve şehadetiyle ebedi bir zafer kazanmıştı.
"Kahramanlar, sadece düştükleri yere değil, uğruna can verdikleri davanın her anına gömülürler. Murat Çalışkan, yeminini yerine getirdi, ölümsüzlükle taçlandı."