"Bazı hayatlar, süresiyle değil; inancının çeliğe dönüştürdüğü kararlılıkla ölçülür. Siddık Çökmez’in hikâyesi, bu sessiz kararlılığın destanıdır."
SESSİZ BİR YEMİNİN KİMLİĞİ
O, tarihin sayfalarına altın harflerle yazılan bir komutan veya siyasetçi değildi; o, ülkü uğruna bedenini siper eden, memleketin temel direklerinden biriydi: Bir İŞÇİ. Doğum yeri bilinmezlikte kalsa da, davasına adandığı yer belliydi: Ankara. Mutlu Mahallesi, onun hem yuvası hem de mücadelenin siperiydi. Bekârdı; ancak onun kalbi, tek bir aşka adanmıştı: Vatan sevgisi. Özel bir kuruluşta emeğiyle geçinirken, ruhunu besleyen asıl faaliyet, kurucusu olduğu ÜGD ve diğer ülkücü teşkilatların faaliyetlerine katılmak, geleceğin filizlerini sulamaktı. Siddık Çökmez, sade bir hayat sürerken, inancının sarsılmaz gücüyle yüzlerce insanın rehberi oluyordu.
TEHDİT, SALDIRI VE ADANMIŞLIĞIN BEDELİ
Ankara'nın o gergin günlerinde, Siddık Çökmez, sessizliğin ortasında yükselen bir cesaret abidesiydi. Onun duruşu, karanlık odakları rahatsız etti. Gerçeğe olan sadakati nedeniyle defalarca TEHDİT edilmiş, pusuya düşürülerek SALDIRIYA uğramıştı. Bu tehlikeler onun ruhunu yıldırmadı, aksine inancını keskinleştirdi. Fedakârlığının zirvesi, şehadetinden yalnızca 3 gün önce yaşandı: Gözü dönmüş düşmanlar, onu kaçırmak istediler. O an, geri çekilmeyi seçebilirdi; güvenli bir limana sığınabilirdi. Ama Siddık Çökmez, tehlikenin ortasında kalmayı, mahallesini ve davasını savunmayı seçti. O, sadece beklemekle kalmadı; tehlikenin üzerine kararlılıkla yürüdü.
31 AĞUSTOS 1978: SON NEFES, EBEDİ UYANIŞ
Takvimler 31 AĞUSTOS 1978’i gösterdiğinde, Ankara’nın üzerinde kara bulutlar geziyordu. Bir kahraman, en savunmasız olduğu anda, uyurken yakalandı. Korkaklık, en sinsi gölgesini kullanarak, Siddık Çökmez’in ikamet ettiği eve baskın düzenledi. Devrimci solcu komünistler, onun uykudaki masumiyetine saldırdılar. Silahı yalnızca idealleri olan bir adam, yatağında uzanırken, imanı ve duruşu nedeniyle hedef alındı. O an, fiziksel bir direniş gösteremese de, onun bu teslimiyeti, davasından asla vazgeçmediğinin, son nefesine kadar o kutsal yemine sadık kaldığının en yüce kanıtıdır. Siddık Çökmez, bedenen susturulmuş, ancak fedakârlığı ile ülkücü hareketin hafızasına ebedi bir meşale yakmıştır. O, uykudayken şehit edildi; ancak bu, onun davasında asla uyumayacağının destansı ilanıdır.
Emanet ve Yüceltilmiş Hatıra
Ankara'nın göğü, 31 Ağustos 1978'de bir yiğidin kanıyla kızıl bir şafak gördü. İşçi Siddık Çökmez, en zorlu sınavdan geçerek, adını tarihin ve inancın en şerefli köşesine yazdırdı. Onun şehadeti, basit bir ölüm değil, tehditler karşısında eğilmeyen bir ruhun, inancına olan son ödemesidir.
"Onlar, O’nun canını aldılar; ama attıkları her kurşun, inandığı davanın ölümsüzlük mührü oldu. Siddık Çökmez, uykusunda bile dimdik duran bir kahramandır."