"Bazı ömürler otuz yıl sürer, ama ardında bıraktığı iz, bir millete sonsuz bir yemin olur."
KİMLİK VE KÖKLERİN YÜKSELİŞİ
ÜLKÜCÜ ŞEHİT BAHATTİN BURMA... Bu isim, Sinop’un çetin rüzgârları altında şekillenmiş bir destanın başlangıcıdır. 1949 yılının bir gününde, Sinop’un yiğit beldesi Gerze’de dünyaya gözlerini açtı. Hayatının sadece otuz baharını yaşayacaktı, ancak bu kısa ömür, vatan aşkıyla tutuşan bir kahramanlığın zirvesine çıkacaktı. Bahattin Burma evliydi; o sadece bir nefer değil, aynı zamanda bir ocağın koruyucusu, ardında bıraktığı her şeye rağmen davasına adanmış bir eşti.
ADANMIŞLIĞIN BİLİNMEYEN MESLEĞİ
Ham metinde onun dünyevi mesleği boş bırakılmış olabilir; zira bazı insanlar için dünyevi unvanlar anlamsızdır. Onun asıl mesleği, ruhunun derinliklerine kazınmış olan, tehlikenin en yoğun olduğu o yıllarda dahi sarsılmayan, sarsılmaz bir inançla ülküye hizmet etmekti. Bahattin Burma, 31 Ağustos 1979’a dek süren bu kutlu yürüyüşte, davasının bayrağını en yüksekte tutan sessiz fedaiydi. O, omuzlarına aldığı yükün ağırlığını, her ne pahasına olursa olsun taşıyacağını bilenlerdendi.
SİNOP AKŞAMINDA SON YÜRÜYÜŞ
Olay Günü, takvimler 31 Ağustos 1979 Cuma'yı gösteriyordu. Sinop akşamüzeri, gün ışığı ile karanlığın kesiştiği o kritik saatlerdeydi. Bahattin Burma, ailesine, yuvasına doğru her zamanki o kutsal adımları atıyordu. Ancak o dönemde, bir ülkücünün evine dönüş yolu, her an ihanetin pusu kurabileceği dikenli bir patikaydı. Karanlığın üzerine doğru yürüyordu ve bu yürüyüş, alçaklığın gölgesini de peşine takmıştı.
İHANETİN PUSU VE SON DURUŞ
Onun peşinde, sadece iki gölge değil; millete kin güden, iki kızıl devrimci solcu-komünist militanın kör öfkesi vardı. Karanlık, sadece coğrafi bir örtü değil, aynı zamanda ruhların karardığı, kahpeliğin kol gezdiği bir perdesiydi. Alçak katiller, bu zifiri perdeden faydalanarak, pusunun en hain anında ateş açtılar.
Bahattin Burma, alnına yazılmış olan bu kadere karşı tek başına dimdik durdu. Kör kurşunlar, onun gövdesini hedef aldı, ancak vatan aşkıyla yoğrulmuş ruhuna asla erişemedi. O an, bir teslimiyet değil, bir direniş anıydı. Aldığı yaralar, onun sadece bedensel acısı değil, milletine duyduğu sonsuz sevginin mühürü oldu. Otuz yıllık kısa ama derin bir hayatın tüm anlamını, o son nefesinde Sinop toprağına bir şehadet yemini olarak bıraktı. O, yara alarak düştü ama asıl düşen, onun kahramanlığı karşısında çaresiz kalan zulümdü.
KAHRAMANLIĞIN ALIN YAZISI
31 Ağustos 1979’da Sinop’ta düşen bu fedakâr yiğit, adını sadece tarihe değil, ülkücü hareketin kalbine kanla yazdı. Bahattin Burma, canını hiçe sayarak yürüdüğü yolda, otuz yaşında bir destan bıraktı. O, karanlık ve belirsiz bir anda dahi tereddüt etmeden ileriye atılan, yurduna adanmış bir ruhun ebedi timsalidir.
"Bahattin Burma, bir tarih değildir; o, adı geçen her yerde, karanlığı yaran bir inancın ve otuz yaşında zirveye ulaşmış bir fedakârlığın ebedi meşalesidir."