"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir sancağın gölgesinde, mukaddes bir yemine dönüşür."
KÖKLERDEN ÇINARLARA: YEMİNİN DOĞUŞU
Anadolu'nun derin ve çilekeş topraklarında, Sivas’ın Yıldız İlçesi’ne bağlı Menteşe Köyü’nde doğdu. Adı Yunus Solmaz’dı; ancak kaderi, basit bir isimden çok daha fazlasını taşımayı emrediyordu. O, köklerinden aldığı sadakati ve imanı, mücadelenin en çetin geçtiği başkent sokaklarına taşıyan bir vatan evladıydı.
ANKARA’NIN TEHLİKELİ OKULU VE ADANMIŞLIĞI
Ömrünün baharında, henüz yirmi beş yaşındaydı. Gencecik omuzlarında, sadece Ankara Turizm ve Ticaret Yüksek Okulu öğrencisi olmanın yükünü değil, aynı zamanda ülkücü davasının ağır sorumluluğunu da taşıyordu. O, karanlık ideolojilerin kol gezdiği bir dönemde, kalbindeki yüksek ülküyle Seyranbağları’nda ikamet eden, davasına adanmış bir neferdi. Onun için okul yolları, aynı zamanda birer onur nöbeti mekânıydı. Diplomadan önce, şerefini kazanmak zorundaydı.
31 AĞUSTOS 1980: KAHRAMANLIĞA SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 31 Ağustos 1980 Pazartesi sabahını gösteriyordu. Ankara, yaklaşan fırtınanın sessizliğini yaşıyordu. Yunus Solmaz, o sabah saat 09.45 sıralarında, Seyranbağları Üzümcüler Sokak’ta bulunan evinden, en yakın ülküdaşı olan Ahmet Turan ile birlikte okuluna gitmek üzere dışarı adım attı. Bu, basit bir öğrencinin okula gidişi değil; kaderine doğru atılan kararlı ve bilinçli bir son adımdı.
Oysa pusu kurulmuştu. Korkaklığın ve nefretin silahlarıyla donanmış komünist militanlar, iki yiğidi sessizliğin arkasına saklanarak bekliyordu. Onlar, Yunus’un savunduğu değerleri susturmak için bir masumiyeti hedef almışlardı.
KALBE İSABET EDEN NİŞAN VE EBEDİ MAKAMI
Evden çıktıktan hemen sonra, Üzümcüler Sokak, kahpe bir ateşe şahit oldu. Pusuya düşürülmelerine rağmen geri adım atmadılar. Açılan hain ateş neticesinde, namluların hedefi doğrudan doğruya Yunus Solmaz’ın adanmış kalbi oldu. Sadece tek bir kurşun, kalbine isabet ederek onu şehadet makamına yükseltti. O kurşun, 25 yıllık tertemiz bir ömrü noktalarken, Yunus Solmaz’ın adını destanlar arasına mühürledi.
Yanındaki dava arkadaşı Ahmet Turan ise yaralı olarak o karanlık saldırıdan kurtulmayı başardı; ancak Yunus, yoldaşlık yemininin en ağır bedelini ödemişti.
Yunus Solmaz’ın bedeni Ankara toprağına emanet edilmeden önce, son istirahatgâhı olan doğduğu topraklar, Sivas-Yıldız’daki Menteşe Köyü’ne ulaştı. O, artık sadece bir öğrenci değil, uğruna düştüğü davanın ebedi bekçisi ve sembolüydü.
"Yunus Solmaz, yirmi beş yıllık ömrünü bir destana mühürledi. Artık o, gidilen yolların değil, kalbine isabet eden tek kurşunla ebedileşen büyük davanın sönmez ışığıdır."