"Kimi hayatlar, vuslatın eşiğinde değil, davanın çelikten gölgesinde tamamlanır. Onun nişan yüzüğü, alnındaki şehadet mührü oldu."
YİRMİ DÖRTLÜK BİR YİĞİDİN YEMİNİ
Musa Sarı. Adı, Mersin’in Tarsus ilçesi, Huzurkent Beldesi, Bahşiş Köyü’nden yükselen, tertemiz bir imanın ve sarsılmaz bir adanmışlığın sembolüydü. Takvimler 1979 yılını gösterdiğinde, bu kutlu coğrafyanın yeşerttiği yiğit tam yirmi dört yaşındaydı. Daha hayatının baharında, önünde uzanan parlak bir gelecek vardı. Ailesiyle birlikte taşıdığı ülkücü duruş, onun sadece bir birey değil, aynı zamanda mukaddes bir davanın onurlu neferi olduğunu gösteriyordu. İki kardeşin büyüğü, ailesinin gururu ve nişanlısının beklediği kahramandı.
ALIN TERİ VE İKİNCİ VUSLAT
Musa Sarı’nın mesleği işçiydi; PATKAŞ II fabrikasının çelik duvarları arasında, ülkesi için, yuvası için alnının teriyle helal ekmeğini kazanıyordu. Yaşamı, dürüstlük ve fedakârlık üzerine kurulu sade bir destandı. Kalbinde büyük bir sevda taşıyordu; nişanlıydı ve düğün hazırlıkları son demlerine gelmişti. O, sadece yarınlarını inşa etmekle kalmıyor, aynı zamanda memleketinin geleceği için de mücadele ediyordu. Bir eli işinde, diğer eli davasının sancağındaydı. Fabrikanın boğucu atmosferinde yeşeren ideallerini korumak, onun için düğün gününden bile daha önemli bir yemin haline gelmişti.
HAKİMİYET SAVAŞINDAKİ ÇELİK DURUŞ
PATKAŞ II, sadece bir üretim tesisi değildi; işçi hareketlerinin en şiddetli çatışmalarının yaşandığı bir cephe hattıydı. Fabrikada yuvalanmaya çalışan, milletin birliğini bozan komünist ideoloji, DİSK’in hakimiyeti üzerinden işçilerin ruhunu zehirlemeye çalışıyordu. Musa Sarı, bu karanlığa karşı dimdik duran, korkusuz birkaç neferden biriydi. O, sadece işçi haklarını değil, milli şuuru savunuyordu. DİSK’in sarsılmaz görünen hâkimiyetine son veren mücadelenin öncülerinden olması, onu hedefin ta merkezine yerleştirdi. Bu duruşu, onun hayatını tehlikeye atan, ancak kahramanlığını ölümsüzleştiren bir meydan okumaydı. Musa Sarı, canı pahasına bir inanç savaşı vermişti.
31 AĞUSTOS 1979: SON YÜRÜYÜŞ
O sabah, 31 Ağustos 1979 günü, Tarsus’ta her zamanki gibi başladı. Musa Sarı, ekmek parası kazanmak için fabrikaya giden servise bindi. Ancak bu, onun son yolculuğu olacaktı. Yeşil Mahalle NATO yolu üzerinde, kin ve nefretle bilenmiş eller, o aracı durdurdu. Pusu kurulmuştu. Musa Sarı, servisten zorla indirildi. O an, bir işçinin hayatı, davasına adanmış bir neferin kaderiyle kesişti.
O karanlık güçler, öfkenin ve ideolojik hıncın esiri olarak, Musa Sarı’yı insanların gözleri önünde, şehirlerinin orta yerinde şehit ettiler. Detaylar, o anın vahşetini anlatmak için kâfi gelmese de; Musa Sarı’nın son nefesinde dahi geri adım atmadığı, inancının gücüyle ölüme yürüdüğü muhakkaktı. O, sadece bir saldırının kurbanı olmadı; zalimliğe karşı duran bir iradenin, canını feda ettiği anıtı oldu. Musa Sarı’nın yirmi dört yıllık hayatı, nişanlısına verdiği sözü tutamadan, ancak milletine verdiği yemini yerine getirerek sona erdi.
"Bir kahramanlık hikayesi, ne kadar yaşadığınla değil, uğruna ölmeyi seçtiğin değerlerle yazılır. Musa Sarı, PATKAŞ'ın işçisiydi, ancak şehadetiyle, vatanın destanına kazınmış bir abide oldu."