"Bazı ruhlar, yeryüzüne kısa bir ömür sürmek için değil, ebedi bir meşale yakmak için gönderilir."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O, daha hayatının baharındaydı. Adı Mustafa Eker’di. Yirmi yıllık bir ömrün dahi yarısına ulaşamamış, on yedi yaşındaydı. Dünya gözüyle bakıldığında, o sadece Reyhanlı Lisesi ikinci sınıfında okuyan bir öğrenciydi; oysa ruhunda taşıdığı iman, onu çağının en cesur neferlerinden biri yapmıştı. Doğduğu topraklar, Hatay’ın Reyhanlı ilçesi, onun hem yuvası hem de mücadele alanıydı. Henüz bir genç olmasına rağmen, sıradan bir hayat sürmeyi reddetmiş, adını ülkücü şehitler kervanına yazdırmayı daha o yaşlarda kabul etmişti.
ADANMIŞ BİR MÜCADELENİN NEFERİ
Mustafa, hayatının en kritik yıllarını, yurdun üzerine çöken karanlığa karşı bir direniş bayrağı açarak geçirdi. Reyhanlı’da, o günlerin zehirli atmosferinde kol gezen, milletin varlığını hedef alan kızıl teröre karşı amansız bir mücadele veren ülkücü gençliğin en ön saflarında yer aldı. O, bu kutsal davanın sadece bir üyesi değil, fedakarlığı ve kararlılığıyla çevresine ışık saçan bir neferi olmuştu. Kitaplarını taşıdığı kolunda, milletinin istikbali için kılıç gibi keskin bir duruş vardı.
VATANA ATILAN SON ADIM
Takvimler 30 Ağustos 1979’u gösteriyordu. O gün, tarihi bir zaferin yıl dönümünde, Mustafa Eker de kendi zaferine doğru yürüyordu. Ülküdaşlarıyla omuz omuza geçirdiği değerli anların ardından, onlardan ayrılarak evine doğru yola çıkmıştı. Bu, onun Reyhanlı sokaklarında attığı son adımdı. Bilinmezliğin gölgesinde, karanlık bir pusu onu bekliyordu.
Kızıl işgalcilerin yerli uşakları, gözlerinde kin ve korkaklık taşıyarak, gencecik bir öğrencinin üzerine namlularını çevirdiler. Hiçbir uyarı, hiçbir merhamet olmaksızın, vicdanları körleşmiş hainler ülküdaşımıza ateş açtılar. Mustafa, hain bir kurşunla yere düşerken dahi davasına olan sadakatinden zerre taviz vermedi.
ŞEHADETİN KIZIL BAYRAĞI
Ağır yaralanan kahraman öğrenci, derhal hastaneye kaldırıldı. Hekimler ve sevenleri, onun hayat mücadelesine tutunması için son bir gayretle çabaladılar. Ancak Mustafa’nın ruhu, artık dünyevi çarelerin ötesinde bir menzile çağrılıyordu. Yapılan bütün müdahaleler, yüreğindeki vatan aşkının ateşini söndüremedi ama bedenindeki yaraları iyileştirmeye yetmedi.
Mustafa Eker, 30 Ağustos 1979 günü, henüz on yedi yaşında, Reyhanlı’da, destanların yazıldığı o zafer gününde şehadet şerbetini içerek ruhunu teslim etti. Bir öğrenci, bir nefer olarak çıktığı yolda, milletinin hafızasına silinmez bir kahramanlık mührü vurdu. O, sadece ölmedi; adını, vatan için can verenlerin ebedi kervanına katarken, gençliğin ne denli büyük bir fedakarlığa muktedir olduğunu tüm dünyaya ispatladı.
"O, Hatay’ın Reyhanlı toprağına düşen on yedi yıllık bir fidandı; kök salıp, milletinin hafızasında bir destana dönüştü."