"Bazı hayatlar, aldıkları son nefesle değil, o nefesi nasıl adadıklarıyla ölçülür."
KİMLİĞİ VE BİR YÜREKTE TOPLANAN İNANÇ
O, sadece bir esnaf değildi; davasına adanmış, İstanbul’un tehlikelerle örülü sokaklarında inancının sancağını taşıyan bir neferdi. Adı, Satılmış Altın. Henüz bekârdı; hayatını bir yuvaya değil, uğruna yürüdüğü büyük bir ideale adamıştı. 30 Ağustos 1979’a kadar uzanan yaşam çizgisi, bir mesleğin basitliği içinde değil, MHP Bakırköy İlçe teşkilatına duyduğu sarsılmaz sadakatin ateşiyle yanıyordu. O ve yoldaşı Ali Uzun, Bahçelievler’de işlettikleri çayocağının duvarlarını sadece tuğladan değil, paylaştıkları ülküden örmüşlerdi.
TEHDİTLERE KARŞI DURAN YUVA
Biliyorlardı. Gelen fırtınanın sesini duyuyorlardı. O yıllarda İstanbul, inançlı yürekler için bir savaş meydanıydı. Can güvenlikleri tehdit altındaydı. Gerekli mercilere müracaatlarını yapmış, adaletten yardım beklemişlerdi. Fakat cevap gelmedi. Yalnız bırakıldılar. Silahların gölgesinde yaşamaya zorlandılar. Ancak Satılmış Altın ve yoldaşı geri adım atmadı. Onlar için çayocağı, sadece ekmek teknesi değil; davanın kalesiydi. Karanlığa karşı duruşları, görmezden gelinen şikâyetlerinden çok daha gür bir sesle çınlıyordu.
İSTANBUL’DA BİR KAHRAMANLIK YÜRÜYÜŞÜ
Ve o gün geldi. Takvimler, yüreklere dağlanacak olan 30 Ağustos 1979 tarihini gösteriyordu. O gün, basit bir görev, bir fedakârlık destanına dönüştü. Yoldaşı Ali Uzun’un, kuru temizlemeye verdiği elbiseleri alması gerekiyordu. Bu, rutin bir işti, ancak tehlikenin kol gezdiği o sokaklarda tek başına atılacak bir adım değildi.
Satılmış Altın, yoldaşını yalnız bırakmayı reddetti. İşte kahramanlık, bazen en basit kararda gizlidir: Kendini korumak yerine, kardeşinin yanında durmak. Yayla durağına doğru birlikte yürüdüler, tehlikenin farkında, alınlarında yazan kaderin bilincinde.
O KARANLIK GÜN VE SON DİRENİŞ
Yürüdükleri yol, son adımlarına açılan bir koridor oldu. Durağın hemen yanında, devrimci solcu-komünistler hain bir pusu kurmuştu. Ülküdaşlarımız, düşmanlarını gördükleri an, mermilerin sesi İstanbul semalarında yankılandı.
Göz açıp kapayıncaya kadar, iki yiğit birden açılan ateş altında kaldı. Göğüslerine isabet eden kurşunlarla ağır yaralanarak yere yığıldılar. Bu, bir çatışmanın sonu değil, alçakça bir infazın başlangıcıydı. Vicdanı kurumuş katiller, yaralı bedenlerinin üzerine eğildi. Direnişleri sona ermiş, ancak inançları asla teslim olmamıştı. O an, fedakârlıklarının mührü vuruldu.
ŞEHADETİ: BİR YÜREKTE SON NEFES
İstanbul’un o karanlık köşesinde, yoldaşlarını yaralı halde gören katiller, merhametsizliğin en son sınırını aşarak başlarına kurşun sıktılar.
Satılmış Altın, ülkücü kimliğiyle, yoldaşına olan sarsılmaz vefasıyla düştüğü yerde, Yayla durağında şehit oldu. O an, 30 Ağustos 1979 tarihinde, İstanbul, Satılmış Altın’ın son nefesiyle titredi. Ali Uzun ise, kaldırıldığı Çapa hastanesinde, yoldaşının hemen ardından aynı destana katılarak şehit düştü. İki yiğit, tehditlere boyun eğmeyerek, geri adım atmayarak ve en önemlisi; birbirlerini terk etmeyerek tarihe yazıldı.
"Şehitler ölmez; onlar sadece tehditleri bilerek yürümüş, yalnız bırakılmış ve sonsuz sadakati kanıtlamış kahramanlardır."